Bugün Batı dillerinde kullanılan ‘assasin’ sözcüğünün peşine takılacağız, bakalım bizi nerelere götürecek. Kelimenin İngilizcesi ve Fransızcası aynı, İtalyanlar ise sonuna bir ‘O’ eklemişler. Sözcükteki ’s’ leri ş olarak okuduğunuzda ‘aşşaşin’ ortaya çıkıyor. Doğu dünyasından seyyahlarla Batıya gelen bu kulaktan duyma kelimenin başındaki ‘H’ harfi yutulunca ortaya çıkmış. Suikastçi anlamında kullanılan, (h)aşaşi Arapça’da ‘haşaş kullanan’ anlamını taşıyor. Suikastçıya dönüşmesinin nedeni ise, aşağıya aldığım çizimde gördüğünüz adama ait.

Onu gösteren bazı resimlerde yukarıdaki çizimin aksine beyaz sakallı olarak betimlenmiş, tamamı sonradan tasvirlerle yaratılmış. Doğum tarihi de bilinmiyor, sadece 1124 yılının baharında öldüğünü kaydetmiş tarihçiler. İşte insanların her fırsatta birbirini yok etmeğe çalıştığı şu güzel dünyamızda tek başına yola çıkan Hasan Sabbah, belki inanılması güç ama ‘suikastçı ordusu’ kurmuş.
Bu işi nasıl yapabildiği sorusuna, İnsan davranış biçimini inceleyen ‘Psikolojinin’ on dokuzuncu yüzyılda başladığı iddia edilse de on birinci yüz yılda onun yaptıkları belki de hem cevap hem de bu bilime bir başlangıç olacaktır diye düşünüyorum. Bu iddialı anlatımımızdan sonra gelelim Hasan Sabbah’a. Babası Ali bin Muhammed varlıklıydı, oğlunun iyi bir din eğitimi almasını sağladı. Hasan on yedi yaşında ‘insanları nasıl etkilerim’ sorusunun cevabını buldu. ‘Güvenlerini kazanarak’ bunun için söz ve konuşma yeteneğine, güven için de onların bilmediği şeyleri‘iletmesi’ kısaca ‘Bilgi’ gerekiyordu. Yollara düştü, öce Yemen oradan Kahire derken İran’a kadar uzandı. Geziler sırasında gittiği her şehirde durmadan okudu, O artık iyi bir Matematikçi, astronom ve felsefeciydi. Tanıştığı Batılı gezginler ona ‘Doğunun Bilgesi’ adını takmışlardı. İran’ı baştan başa kat eden yukarıya aldığım fotoğrafta gördüğünüz Elbruz dağlarına geldiğinde aşağıya aldığım resimde gördüğünüz kaleyle karşılaştı.

İki bin metre yüksekliğinde (Bizim Uludağ’la neredeyse eşit) bu kaleye ‘Kartalın Öğretisi’ (Bazılarına göre ‘Kartalın yuvası) anlamına gelen Alamut Kalesi adı verilmiş ve içinde adamlarıyla ‘Mehdi’ oturmakta. Hasan Sabbah Mehdiye misafir olur. Her türlü kuşatmanın sonuçsuz kaldığı bu kaleyi Mehdi kendi elleriyle Hasan Sabbah’a teslim eder, hiç savaşmadan yanında adamlarının bir kısmı ile ayrılır Alamut’tan. Bu işi sadece konuşarak nasıl çözdüğü bugün bile bir soru işaretidir.
1090 yılında girdiği bu kalede ömrünün sonuna kadar tam otuz dört yıl geçirmiştir Hasan Sabbah. Alamut defalarca kuşatılmış ama hepsi sonuçsuz kalmıştır. Onun yetiştirdiği ‘suikastçılar’ den biri, tam tersine Büyük Selçuklu İmparatorluğunun ünlü veziri Nizamülmülk’ü öldürerek bir anlamda bu büyük imparatorluğun dağılmasının yolunu açmıştır. Alamut kalesinde bulunan yazılı kitabede elliden fazla başarılı suikastı kimlerin yaptığı, adeta bir övünç belgesi gibi kazınmıştır.
Hasan Sabbah’tan sonra Haşhaşiler ve Alamut Kalesi fazla dayanamadı, daha sonra gelen Haçlılarca yağma edildi ve yıkıldı.

Yüz yirmi sekiz kitap yazan Tarihçimiz Cemal Kutay, Tarih Sohbetleri kitaplarından birinde, Hasan Sabbah’ın bu suikastçıları nasıl yetiştirdiğini adeta yaşamışçasına anlatır, ama unutmayalım ki History veya Historia bir hikayeler yumağıdır, gerçekliği hep tartışılmalıdır.
Yolunuz İran’ın Kuzvin şehrine düşerse, oradan otobüslerle kolayca Alamut Kalesine ulaşabilirsiniz. Yüksek rakımda zor şartlarda bitmeyen bir restorasyon sizleri bekliyor.


Sağlıklı ve barışçıl günler geleceğimiz olsun dileklerimle,
M. Meran Pakel
Dalyan, 25.10.2023
312 (33/23)
