‘Bataklıkta yükselen Gökdelen’..

Yukarıda gördüğünüz fotoğraflar Ankara’dan. Bir Meydanın Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayan değişimi, ilk iki fotoğrafta.. Üçüncüsü ise, 1940 lı yılların sonları olmalı, sağda gördüğünüz bina ileride Kızılay’ın yerleşeceği ve semtin ‘Yenişehir’ olan adının yerini almasına neden olacak olan bina, üstelik daha çatısına ‘kırmızı ay’ bile yerleştirilmemiş hali. Ortadaki bina tamamlanmak üzere, ahşap iskeleler henüz sökülmemiş, 1947 yılında Ulus’ta yanan Millî Eğitim Bakanlığı binası, buraya taşınacak. (Bu tarihi fotoğraf bu semtteki ünlü ‘Piknik’ işletmesinin sahibi, Sevgili Reşat Önat’a ait. Piknik ve anıları yazan Sayın Diş Doktoru Yalçın Ergir’in yazısından izinsiz aldım, umarım beni bağışlar.)

İkinci Büyük Savaş nedeniyle, kısılan ‘Şehirleşme’ yatırımlarının yeniden başlaması. Bugün bile insanı şaşırtan hızını anlatabilmem için, çivisi, çimentosu olmayan bir ülkenin nasıl inşaat yapabildiği başlı başına bir tez konusu. Bütün bumlar yetmiyormuş gibi sadece otuz yıllık ‘Betonarme Mühendislik Birikimi’ olan Ülkemin, Devlet Yetkililerinin ‘Küçük Amerika’ olacağız, söylemleri sonucunda ilk gökdelenin inşaatına böylece Ankara’nın göbeğinde, Kızılay Meydanında yapılmasına karar verildi..

İnşaat için gerekli para zaten hazırdı. Emekli Sandığında biriken emekli kesintileri, Emekli Sandığına bağlı ‘Emek İnşaat’ta bu işi yapacak, başka bir deyişle ‘Halkın Parası’ ile.

Hiç Gökdelen yapmamış bir Ülke bunu başarabilecek miydi? Proje çalışmalarına 50 li yılların ortasında başlandı ama işin zorluğu ‘Statik Hesaplarındaydı’ Bu dev binayı hangi demir ve beton taşıyacaktı, Ülkede böyle birikimi olan bir Mühendislik kuruluşu yoktu o yıllarda. Aşağıda fotoğrafını aldığım kişi bu işin Mimarı, Enver Tokay.

Günümüzde her işin bir ‘Uzmanı’ var, onlara ‘Danışman’ veya diğer adıyla ‘Müşavir’ deniliyor ama bizim ilk ‘Gökdelenimizin’ bir Müşaviri de yok. Enver Bey, Projesini doğrudan İTÜ İnşaat Fakültesine götürüyor. Şimdi burada size bir başka Mühendisi tanıtmak zorundayım, onun fotoğrafını da aşağıya alıyorum.

Ülkemizin işgal edildiği 1918 yılında Tarsus’ta, doğdu. Aile Karadeniz’e taşınır ve Yusuf Lise dahil tahsilini orada tamamlar. Ülke, zeki ve başarılı gençleri büyük Atasının deyişiyle ‘Bir kıvılcım olarak gidip bir ateş olarak dönmesi’ umuduyla yurt dışına göndermektedir. Soyadı Kanunu ile Berdan soyadını alan Yusuf, Almanya’ya 1937 yılında gönderilir. Berlin Teknik Üniversitesinde okurken Büyük Savaş başlar, tüm savaş koşullarına karşın 1943 yılında okulunu bitirir ve gerçekten bir ‘Ateş’ olarak ülkesine dönmeyi başarır. Teknik Üniversiteye asistan olarak girer girmez, kollarını sıvar ve Almanların Betonarme kitabını tercüme ederek, Üniversiteye kazandırır.  Mimar Enver Tokay’la daha önce karşılaştılar mı bilmiyoruz ama Enver Bey, koltuğunun altında projesi ile, Üniversitenin İnşaat Fakültesinin Öğretim üyelerine gittiğinde, onu bu işi yapabilecek kişi olarak Yusuf Berdan’ın yanına gönderirler. Kürsüde sadece Asistandır, otuz yedi yaşındaki, Mühendislik için çok genç adama teslim edilir, Ülkemin ilk ‘Gökdeleni’.

İnşaata 1957 yılında başlanacaktır ama Ankara, ABD’den yıllar önce bir ’11 Eylül’ felaketi yaşar.  Şiddetli yağmur üstteki üçüncü fotoğrafta belli belirsiz gördüğünüz Çankaya ve Dikmen sırtlarından aşağıya gelmiş, Sıhhıye köprüsünün altından geçen (Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesinin yanında, şu anda üstü kapanmış) İncesu deresini taşırmış ortalığı bataklığa çevirmişti. Sadece bununla kalsa iyi, Bent Deresi ve Hatip Çayı taşmış, can kayıpları olmuştu. (Benim yaşadığım Bahçelievler yüksek tepede olmasına karşın, bodrum katları su basmıştı) Bu olay bataklığın tam ortasına yapılacak ‘Gökdelen’ için kafalarda bir soru ve endişe yaratmıştı.  İşte özetlediğim koşullarda, yıkım ve istimlaklerden sonra, 1959 yılının baharında başlandı.

Tam karşısında bulunan Ulus Sinemasının merdivenlerinden seyrederdim, ahşap koruyucu korkulukların arkasında neler olup bittiğini.

Araya 27 Mayıs 1960 Devrim’i girmesine karşın iş devam etti ve altı sene gibi o günkü şartlarda kısa sayılabilecek bir zamanda tamamlandı.

1965 yılında açılan 24 katlı, yetmiş iki metre yüksekliğindeki bu ilk gökdelenimiz, ‘Set Kafeteryasıyla’ unutulmaz anlar yaşattı Ankara gençlerine.

Yakında atmış yaşına girecek bu yaşlı ‘Gökdelenimizin’ hikayesi burada bitiyor.

Sevgiyle ve güzel anılarınızla baş başa kalmanız dileklerimle,

 M.  Meran  Pakel

Dalyan, 25.11.2023

322   (43/23)

Leave a comment