Bugünkü hikayemizin başlangıç yeri, günümüzde ‘Beyoğlu Anadolu Lisesi’ olarak kullanılan, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz bina. Bu güzel yapı, Osmanlı Padişahı Abdülmecid döneminde, İngiliz Elçisinin eşi Lady Redcliffe’in öncülüğünde, Elçilik çalışanlarının çocuklarının eğitimi için ‘High School’ olarak yapılmış. Yüz yetmiş beş yaşında, Beyoğlu’nun eski yapılarından biri. İstanbul’un işgalinde, İngiliz Karargahına dönüşen binada o günlerde, aşağıda fotoğrafını gördüğünüz Thomas Hohler çalışmağa başlar.

Hohler, Elçilik görevlisi adıyla çalışsa da gerçek görevi, Elçiden de yüksektir, o ‘Bakanlık’ adına ‘Özel’ olarak bulunmaktadır. Osmanlı sınırları içinde tüm ajanlar ona bağlıdır. (*) Ülkemize gelmeden önce Alman gizli ajanlarının ‘Zimmermann Şifrelerini’ çözerek ünlenmişti. İstanbul’a gelir gelmez, Okmeydanı’nda bulunan ‘Merkezi Telgrafhaneyi’ kontrol altına aldı. Osmanlı İmparatorluğu Abdülmecid zamanında ‘Telgrafla’ tanışmış, o günlerde haberleşmeyi sağlayan ‘sistem’, İmparatorluk sınırları içinde olabildiğince kurulmuştu. Bütün telgrafhaneler Harbiye Nezaretine bağlanmıştı, yani anlayacağınız sistemi ‘Sivil halktan’ çok ‘Ordu’ kullanıyordu. ‘Şifreli Telgraf’ çekilmesi yasaklandı, İngiliz Komiserliğinin Harbiye nezaretine baskısı ile. ‘Şifreli’ Telgraf çekebilmek için ‘İzin’ Belgesi almak zorunlu hale getirildi. ( Belki, aklınıza gelebilir, İngilizler Osmanlıca telgrafın şifreli olup olmadığını nasıl anlayacaklardı, Osmanlıca da sesli harfler yazılmadığı için zaten şifreli gibiydi. ‘İngilizleri Sevenler Cemiyeti’ (İngiliz Muhipler Cemiyeti) onlara istedikleri elemanları kolayca bulabiliyordu.) İşgal güçlerinin ‘beyni’ konumunda olan İngilizler için her şey planladıkları gibi gidiyordu. Ancak aşağıda fotoğrafını gördüğünüz binada bir toplantı yapıldığı haberi İstanbul’a ulaşıncaya kadar.

Fotoğrafta gördüğünüz bina, Ermeni Okulu olarak yapılmış, iki katlı bina geniş merdivenleri ve yüksek tavanlı.

(Kendinizi ferah ve özgür hissediyorsunuz, evvelki sene ‘Kurtuluş Savaşımızın’ temelinin atıldığı günlerin yıl dönümüne denk gelen günlerde ziyaret ettim. Sessizce o bir avuç insanın bir ideal uğruna, ailelerini, sevdiklerini, unutup özgür bir ‘Ülke’ kurmak için oturdukları sıraların arasında dolaştım, kim nerede oturmuşsa küçük pirinç bir levha koymuşlardı. Sınıfı dolduran insanların seslerini duyamazdım ama hava, soludukları hava, ahşap tavan, sıraların kokusuna, umutsuz günlerde bir avuç umudun yayıldığı kokuyu soluyordum o küçük sınıfta. Gözümden istemeden akan yaşlarımı sildim. Madem ki onlar inanmışlar ve başarmışlardı, öyle ise benim halkım her zaman başarırdı.)
Ajanlar, Erzurum Kongresine katılanları, alınan kararları İstanbul’a, İngiliz Karargahına ulaştırdılar. Aşağıya aldığım fotoğrafta, başlığımızdaki ‘Bisikletçi’ İngiliz ajanı Binbaşı Charles Noel’i görüyorsunuz.

Ajan Noel, İngiltere’den Hindistan’a kadar bisikletle gitmiş, üstelik bunu iki defa yapmış, (1907 ve 1910 yıllarında, o günün günümüz bisikletleri ile karşılaştırıldığında ‘ilkel’ sayılabilecek lastik ve tekerleklerle başarmış, ‘Bisikletçi’ adı oradan geliyor. ) Doğu illerimizde ‘ayrılıkçı çalışmaları’ organize eden ajan Noel, İstanbul’a çağrılır.
Burada bir ara verip size güzel Yurdumuzdan bir yeri anlatmak istiyorum. Botan Vadisi ve Botan Çayı. Görebileceğiniz en vahşi doğaya sahip, iki derin yarın arasında ince kıvrılarak açılmış dar yoldan Siirt ilimize giderken her geçişimde altımızda akan Botan çayına ürpererek bakar, her virajın arkasında bizi neyin beklediğini bilmeden biraz da korku ile geçerdim. O yıllarda (70 li yıllar) terör yoktu ama ‘Eşkıyalık-yol kesme’ yaygındı. Günümüzde yöre artık ‘Turistik’ oldu, Macera tutkunlarının yeni gezi rotası, üstelik altta gördüğünüz yeni yapılan yoldaki köprüsü ile, Ülkemizin en yüksek köprüsü olma özelliğini taşıyor.

Botan Vadisi, Osmanlı Döneminde Bedirhan aşiretinin yerleşim yerleri. Kendisini ‘Emir’ olarak ilan eden Bedirhan Bey Osmanlı’ya isyan etmiş, uzun uğraşılardan sonra yakalanmış ama öldürülmemiş, Girit’e sürgün gönderilmiş. Sultan Abdülaziz tahta çıktığında (1800 lerin ortası) İstanbul’da oturması şartı ile affedilmişti. İşte, sömürgeciliği çok iyi bilen İngiliz idaresi, Erzurum Kongresinin analizini yaptı. Bitkin Osmanlı toplumunda yeni ‘Direnişi’ başlatabilecek bir önder var mıydı? Kongre Üyeleri içinde, Bahriye Nazırlığı yapmış, Hamidiye Kahramanı olarak ünlenmiş Rauf Orbay öne çıkıyordu.. Kongre sonrasında ‘Subay’ olan Mustafa Kemal istifa etmişti. Rütbesiz ve maddi desteği olmayan bir sivili ‘Ordu’nun geride kalan Subayları zaten dinlemezdi. Bu ‘Değerlendirmeyi’ yapan İngiliz İstihbaratı, ‘Bunlar yetmez, bundan sonraki toplantı engel olunmalı, ‘Heyet Ortadan Kaldırılmalıdır’ kararı ile ‘Operasyon’ için çalışmağa başlarlar.
Buraya kadar uzun uzadıya kopuk parçalarla, anlattığımız ‘Kurtuluş Mücadelesini’ başlamadan bitirmek üzere Binbaşı Noel İstanbul’a çağırılır. İngiliz Gizli Servisi Osmanlı’ya zaten sempatisi olmayan Bedirhan aşiret Lideri ile İstanbul’da yakın teması kurmuşlardı. Noel’in de katıldığı toplantıda ‘Operasyonun Detayları’ konuşuldu. Kongre Delegeleri, Sivas’ta öldürüleceklerdi. Baskını gerçekleştirecek silahlı ve atlı, yirmi kişiyi Badirhan aşireti temin edecekti. Operasyonun başında İngiliz olarak Noel, Bedirhan aşiretinden altta fotoğraflarını gördüğünüz Bedirhan Bey’in oğulları Kâmuran ve Celâdet bulunacaktı.

Silahlı yirmi adamın dikkat çekeceği bilindiği için bunlara bir de görev bulunması gerekiyordu. Onlara kaçırılan bir ‘Posta’nın peşinden gidiyor görüntüsü verilmesi kararlaştırıldı.. Yazılı izinler, belgeler hazırdı. Tam bir gizlilikle birbirlerinden ayrı olarak İstanbul’dan ayrıldılar. Buluşma noktaları Halep’te İngiliz Karargahıydı. Bedirhan aşiretine bağlı Cizre’den gelen silahlı adamlarla buluşarak Elâzığ üzerinden 6 Eylül günü Malatya’ya geçtiler. Sivas Kongresi başlayalı iki gün olmuştu ama onların acelesi yoktu, geç gelecek delegelerin katılmaları beklenecekti, operasyon için 9 Eylül tarihini kararlaştırmışlardı. 7 Eylül gününü konağına yerleştikleri Malatya Mutasarrıfı Halil Bey ve Harput Valisi Ali Galip Beyle geçirdi Yüzbaşı Noel ve iki İngiliz koruması. Ertesi güm yola koyulacaklardı, erkenden odalarına çekildiler. Sabaha karşı kapıları çalındı, ‘Deşifre olmuşlardı’ Sivas’tan, Elâzığ ve Urfa üzerinden askerler geliyordu, üstelik makineli tüfekle. Sabaha kalmadan yakalanacaklarını anlayan ‘Tertipçiler’ kaçmağa karar verdiler ve konaktan acele ile ayrıldılar. Bedirhan Kardeşler Adıyaman Kahta yolu üzerinden kaçtılar. Binbaşı (gerçek rütbesi yüzbaşı olmasına karşın kendini böyle tanıtıyordu) o kadar şanslı değildi, yakalandı. Peki, nasıl olmuştu, bu olay haber alınmıştı derseniz, sizleri Ankara’da Eski PTT Genel Müdürlük Binasına götürmem gerekiyor.

Yukarıda gördüğünüz binada babamın çalıştığı yıllarda bir çocuktum. Bazı günler çıkış saatinden biraz önce girdiğim binanın giriş salonunda iri siyah harflerle yazılmış ‘Büyük Önder’e ait yazıyı her girişimde okur, onu sıradan her işletme için söylediği ‘bir söylem’ olarak düşünürdüm çocuk aklımla. Hatırladığım kadarı ile, ‘Milli Mücadelemizde ‘Telgrafçılarımızın’ gösterdiği azim, görev aşkı bu kutsal mücadelemizin en anlamlı çabası olarak ayrı bir yer işgal edecektir…M Kemal Atatürk’
Büyük Önder bu olayı Nutuk’da anlattığına göre başından beri biliyordu, telgrafçıların bilgilendirmesi ile. Hatta öyle ki, ‘Önleyemezsek’ diye düşünerek, ‘Delegelere Otelde kalmalarını yasaklamıştı, her delege bir evde misafir edilecekti’. Belki bir iki delegeyi bulabilirlerdi ama diğerleri kurtulurdu.
(Ne acıdır ki Önderimizin düşündüğünü yıllar sonra aynı şehirde ‘Toplantı düzenleyenler’ düşünemediler, Madımak Oteli yerine evlerde misafir etselerdi…)
Yakın Tarihimize ‘Ali Galip Olayı’ olarak geçen bu olayın sonunda Bedirhan kardeşler Avrupa’ya kaçtılar, hayatlarını orada sürdürdüler. Binbaşı Noel’in Ülke topraklarında bu son işi oldu. Gerçek Binbaşı rütbesine o yılın sonunda kavuştu, bir sonraki Rodezya macerasında. Vali Galip mahkemede aklanmasına karşın ‘Yüz ellilikler Listesi’ne dahil edilerek sınır dışı edildi, son yıllarını Romanya’da geçirdi.
(*) (Bildiğimiz üç dört ajanın dışında ne kadar fazla olduklarını bilmek isterseniz Peter Hopkirk’in, On Secret Service East of Constantinople’ adlı oldukça hacimli kitabında bulabilirsiniz, ne yazık ki Ülkemizde şu ana kadar dilimize çevrilip basılmadı. Umarım belki bir meraklısı çıkar.)

Belki bir gün ‘Kötülük düşünmeyen’ insanların yaşadığı Ülke olması umudu ile, sağlıkla kalmanız dileklerimle.
(Yazı yayınlandıktan sonra Sevgili Mesut Çinetçi Peter Hopkirk’in eserinin ‘Büyük Oyun’ adı altında dilimize aktarıldığını ve İş Bankası Yayınlarında okurları ile buluştuğunu belirtti. Kendisine bu nazik açıklaması için teşekkür ediyorum. Sevgilerimle.)


M. Meran Pakel
Dalyan, 27.01.2025
383 (02/25)
