‘Kızıl Konak’ 23 Ocak 1913

Bin dokuz yüz ellili yılların sonlarına doğru, dedem İstanbul Aşir Efendi’de bulunan işyerini tasfiye etmek zorunda kalınca iki oğlu, kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kaldılar. Büyük dayım en iyi bildiği işe devam etti, bir Manifatura dükkanında kumaş tezgahtarı olarak. (Bir kumaşın saf yün mü? yoksa içinde sentetik malzeme olup olmadığını çocuk yaşımda ondan öğrendim.)

(Kitaplarla büyüyen, hastalandığında ateşler içinde bile okuduğu kitabı sayıklayan) Küçük dayım çocukluk hayalini gerçekleştirdi, bir matbaa açtı Cağaloğlu’nda.

İstanbul’a her gidişimde Sirkeci’den başlayarak tırmanırdım Yokuşu, her kitapçının önünde tozlu vitrinlerini seyrederek, sonunda gelirdim, Türkocağı Sokağına. Sokak ileride ikiye ayrılır, dayımın matbaası sağdaki yoldan girilince az ileride ‘Yeni Sabah’ gazetesinin tam karşısındaydı.

Benim en çok ilgimi çeken ise, tam kıvrımda solda bulunan ahşap binaydı. ‘Cumhuriyet’ gazetesinin binasıydı burası. Yapıldığı yıllarda koyu kırmızı renginden dolayı ‘Kızıl Konak’ olarak adlandırılmıştı. (Yapıldığı Bin sekizyüzlü yılların sonunda daha komünizm ortada yok, bir tek Padişah Kızıl Sultan) Zaman içinde kırmızı renk iyice solmuş ‘Pembeye’ dönüşmüş, sonrasında adı Pembe köşk olarak anılacaktı.

Boyaları iyice solmuş, bakımsız bu binanın önünde durur ama içeriye girmeğe cesaret edemezdim.

Bu ahşap binanın ve tam arkasında gözüken diğer ahşap binanın geçmişini bilmez sadece bakardım. Bize okutulan ‘Tarih’ kitaplarında, bu binada kimlerin ne kararlar aldığı nelerin döndüğü yoktu.

Altta ‘perişan’ halde gördüğünüz bu bina ‘İttihat ve Terakki Partisinin’ (günümüz deyişi ile, ‘Birlik ve Gelişim Partisi’) Merkez Binasıydı. Tam arkasındaki ahşap bina ise ‘Teşkilatı Mahsusa’ (Özel-Gizli Teşkilat) Merkeziydi.

Başlığımıza dönersek, bugün 23 Ocak, Koca Osmanlı İmparatorluğunu, adım adım sona götüren kararların ilki işte bu konakta alındı. Günümüzden yüz on üç sene önce Ocak ayının yirmi üçünde, Cağaloğlu’nda aşağıda fotoğrafta gördüğünüz binanın önünde bir gurup insan toplanmıştı.

Üzerinde Subay elbisesi olan genç bir adam duygusal bir konuşma yapıyordu. ‘Kabul edilemez’ diyordu, ‘Edirne’nin düşman ellerine verilmesi kabul edilemez’ diyor, eliyle binayı göstererek ‘Edirne’mizi bunlar Bulgarlara teslim etmişler’ (Oysa daha teslim yoktu) Çoğunluğu gençlerden oluşan toplanlar sık sık tekbir getiriyorlardı. Bu konuşmalar ve galeyana gelen birikenler, beyaz at üzerinde bir binbaşı ve çevresindeki adamlara yol vermek üzere açıldılar. ‘Kızıl Köşk’ten çıkıp gelmeleri sadece on dakika sürmüştü. Binbaşı atından indi, adamlarıyla binaya girdi.  Sadaret yardımcısı Nâfiz Bey, önlerine çıktı. Konuşmasına zaman kalmadan orada vuruldu, Harbiye (Savaş) Bakanının yardımcısı Tevfik Bey de Mustafa Necib’in kurşunlarının hedefi oldu, ancak ölmeden önce açtığı ateş Mustafa Necib’in de ölüm nedeni olacaktı. Hükümet üyelerinin olduğu salonun kapısını bekleyen Polis komiseri Celal Bey de kurşunların hedefi oldu. Silah sesleri üzerine Harbiye Nazırı Nazım Paşa dışarı çıktı, Binbaşı ve adamlarının üzerine tek başına yürüdü. Binbaşının önüne geldiğinde bağırıyordu, ‘bu ne rezillik. Nedir bunlar’.. (Kimi yazarlara göre Paşa çok sinirlidir, ‘pzv..ler bana söz vermiştiniz, sizin sözünüze bile güvenilmezmiş sözlerini sarf etmiştir. Ölümünden sonra gerçekten Talat Paşanın ona Sadrazamlık sözü verdiğini yazıyor tarihçiler)

Binbaşı (bu olay sonrasında Paşa ve Bakan olacaktır) Enver, konuşmağa başladığı anda yanında duran Teşkilatı Mahsusa fedaisi Yakup Cemil fırlar, şakağına dayadığı silahıyla tek kurşunla öldürür.

Yakın Tarihimize ‘Babı Ali Baskını’ adıyla geçen olay, ‘Kızıl Köşkte’ ‘Hükümeti devirmek için’  planlanmış olaylardan sadece birisiydi ve ben hiçbir şeyden habersiz o sokakta yıllar sonra, sadece estetik olarak o güzelim ahşap konağa hüzünle bakıyordum her seferinde önünden geçerken.

(Yıllar sonra yine aynı konakta Osmanlı’nın sonunu getiren Birinci Büyük Savaşa girmek’ kararı verilecek, sonrasında Parti son toplantısını Kasım 1918 de burada yapacak ve parti yöneticileri Ülkeyi terk etmek kararını yine bu salonda vereceklerdir.)

(Olayı yaşayanların sonuncusu, 1962 yılında aramızdan ayrılan Hasan Amca olarak bilinen, Hasan Vasfi Kıztaşı, anılarını, ‘Doğmayan Hürriyet’ adıyla kitaplaştırdı. Kadıköy’ün Heredot’u olarak tanınan Sevgili Dr. Müfit Ekdal’ın ‘Bir ihtilalcinin bana anlattıkları’ kitapçığı bu kitabın devamı gibidir. Daha fazla bilgiyi bu kitaplarda bulabilirsiniz.)

İnsanların kardeşçe yaşayabilecekleri bir Dünya hayaliyle, buluşmak umuduyla.

M.  Meran  Pakel

Dalyan, 23.01.2026

434   (03/26)

Leave a comment