Bugünkü hikayemiz Paris’te Orly havaalanında başlıyor. Yukarıdaki fotoğraf, anlatacağımız olayın geçtiği uçağın bir benzeri. Yıl 1953, 2 Ağustos günü Roma-Beyrut-Tahran seferi için yolcularını alıyor, atmış bir yolcu kapasiteli uçağın neredeyse yarısı boş. Tam saatinde öğleden sonra 18:38 de havalanıyor. Uçak, ABD firması Lockheed’in en prestijli modeli L-749 A (Ayrıca sonuna ‘Takım yıldızı’ anlamına gelen ‘Constellation’ eklemişler) Dört pervaneli uçak uzun mesafeler için tasarlanmış, ilk üretilen elli adedinin çoğu ABD Firması TWA almış, sonrasında Air France geliyor.

Air France 152 sefer sayılı uçak, Roma’ya 21:25 de iniyor. Bir saat sonra 22:33 de havalanıyor. Paris’den Roma’ya kadar sessiz, sıkıcı bir yolculuk geçiren yolcular, artık neşelidir, uçağa binen minik Roxane artık onların neşesi ve ilgi odağı olmuştur. Sadece dört aylık olmasına karşın gülücükler dağıtan bebek annenin rahat etmesi için elden ele dolaştırılmaktadır, çoğu zamanı da Kabin amiri hostes Simone’nin kollarında. Aşağıda gördüğünüz harita Air France 152’nin rotası.

Uçak, İtalya’da Catanzaro, Yunanistan’ın Araxos’u geçtikten sonra Atina üzerinden, devamında Rodos ve Girne rotası ile Beyrut’a gidecek, sonrasında Tahran.
1950 yılında Air France tarafından satın alınmış ve bu seferine kadar on bin saatin üstünde aralıksız çalışmış. Kaptan Pilot Raymond Terry, otuz yaşında beş bin saat uçuş tecrübesi olan deneyimli bir pilot, benzer şekilde otuz yaşındaki yardımcı pilot Jacques Steens’de beş bin saat uçuşu var, yedi bin saatten fazla uçuşla, kabin amiri hostes Simone Rospars sekiz kişilik ekibin en deneyimlisi.
Sorunsuz bir şekilde Yunanistan, sonrasında Ege Denizi geçildi. Saat 02 de üç numaralı motorda vibrasyon başladı. (Sağ kanat üzerinde gövdeye yakın olan motor) Kısa zamanda titreşimler arttı. 02:10 da 3 nolu motor kanat bağlantılarından kurtularak düştü. Bu kopma esnasında yanındaki 4 Nolu motora hasar verdi. Kaptan Pilot hızla irtifa kaybeden uçak için karar vermek zorundaydı. Rodos’u geçmişler, sol tarafları gece karanlığında Batı Toros dağları, sağ tarafları Akdeniz’di. Uçağı denize indirecekti, kabin amirine durumu iletti. Simone, hiçbir paniğe yol açmadan yolcuların can yeleklerini giydirmeleri için ekibini harekete geçirdi. Uykudan uyanmış korkulu insanları tek tek sakinleştirdiler, üzerlerinde ağırlık olabilecek her şeyi çıkarmalarına yardım ettiler, yelekleri giydirdiler ama bir sorun vardı, Roxane için can yeleği bebek için çok büyüktü. Ama ana sorun bebeğin ıslanarak üşümemesiydi. Başhostes Simone anneyi ikna etti. Bebeği o taşıyacaktı kollarında ve ne olursa olsun onu suya bırakmayacaktı. Kararlı ve güçlü kadına verdi bebeğini annesi.
Kaptan Pilot endişeliydi, daha iki sene önce Air France ait iki DC-4 Bahreyn’de denize düşmüş tüm yolcular ölmüştü. Üstelik kazalar sadece iki gün ara ile aynı yerde olmuştu. Şimdi uçağın yarısının boş olması bir avantajdı, tüm yolcuların ön tarafa yerleştirilmesini istedi devamlı alçalan uşakta zamana karşı yarışırlarken. Ne olursa olsun uçağın burnunu havada tutmalı suya dalmasını önlemeliydi. İneceği yer için karanlıkta yanıp sönen deniz fenerini seçti. Denize önce kuyruk çarptı ve anında parçalandı, bu uçağın hızının kesilmesini sağladı ve suyun üzerinde hareketsiz kaldı. Ön kapıdan çıkarılan yolcular kanadın üzerinde toplandı, gece karanlığında sadece yanıp sönen fenerin ışığı ve gökyüzündeki yıldızlarla.
Ağır ağır su dolan Air France uçağı bir saat sonra denize gömüldüğünde daha sabah ışıklarının doğmasına en az bir saat vardı. Artık tüm yolcular suyun içindeydiler, bebek Roxane hariç. Simone onu kolları suyun üzerinde havada tutuyordu, yorulunca Kaptan Pilot Raymond alıyordu bebeği. Birbirlerine moral vererek güneşin doğmasını bekleyeceklerdi. . Ana öyle olmadı, karanlıkta yaklaşan sandalın kürek seslerini duydular.

Kaptan Pilot Raymond’a yol gösteren Deniz Feneri, Fethiye körfezinden çıkınca iki mil açıktaki ‘Kızılada’ feneridir. Fener Bekçisi, Uçağın ışıklarından denize düştüğünü anlamış, telsizle Fethiye’den yardım isterken beklemeden sandalı ile denize açılmıştır.
Sandala ilk olarak Raymond’un uzattığı Roxane’ı alır Ahmet Pehlivan, sonrasında anneyi. Kürekle çekilen sandala yorgun olanlar geçer sonrasında, diğerleri tutunurlar. Yardıma gelen balıkçı motorları ve Fethiye’den gelen motor seslerini duyuncaya kadar.
Güneşin ilk ışıklarında onlar artık Fethiye’dedir. Halk onlara evlerini açmış, giysi ve battaniye ile karşılar. Otuz sekiz yolcudan sadece dördü kayıptır. (Karaya doğru yüzmeğe çalışan Lübnanlı bir çift ile iki kişinin boğulduğu sonradan öğrenilecektir.) Dört gün Fethiyede misafir edilen Roxane bebek ve annesi diğer yolcularla birlikte Rodos’a geçtiler.
İlk defa bir uçağa yol gösteren yukarıda fotoğrafta gördüğünüz Kızılada Fenerini merak ederseniz, günümüzde ada feneri artık bir Restoran ve butik Otel. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün tarihi fenerleri kiraya vermesi üzerine dört girişimci kiraladılar, ‘Özel’ yemekleri ile ünlü bir ‘Restoran açtılar, yatçıların gözde uğrak yeri olarak çalışıyor. (Dört girişimciden, Sayın Beşir Pehlivan, babadan oğula geçen Fenerin Bekçiliğini yapan ‘Pehlivan’ ailesinin devamı, yolunuz düşerse Hikayeyi ondan dinleyebilirsiniz.)
Ana karaya yakın olmasına karşın batan uçağın enkazı uzun yıllar bulunamadı, geçtiğimiz yıllarda yörede görev yapan Deniz Kuvvetlerimize ait TCG Işın, iki yüz seksen metre derinlikteki uçağı buldu ve fotoğrafladı.



Sağlıkla ve Mutlulukla kalmanız dileklerimle,
M. Meran Pakel
Dalyan, 30.01.2026
435 (04/26)
