Bizler yani bugün ‘yaşlı kuşak’ olarak kabul edilenler, ‘Sinema’ ve ‘Resimli Romanlarla’ büyüdük. Çocuk ve gençler için gereksinim olan ‘Hayal Dünyası’nı onlarla kurduk. Şanslıydık neden derseniz, bizden bir önceki nesil ‘Masallarla ve efsanelerle’ büyürken bizler görsel sanatlarla tanışmıştık. Çocuklarımız sinema yerine artık ‘video’ kaset izliyor, resimli romanlar yerine ‘Foto Roman’ okuyorlardı. Günümüz çocukları ‘Bilgisayar Oyunlarının’ inanılmaz ‘hayal Gücüyle’ yoğruluyorlar. Sonuçta değişen bir şey yok, ‘Hayal’ hep var. Düşünmemiz gereken hangi nesil, kuşak olursa olsun ne kadar etkilediği. Bu uzun girişten sonra gelelim hikayemize.
Yazımızın başında fotoğrafta gördüğünüz kişi, ‘yaşlı kuşak’ döneminin aktörü Kirk Douglas. (Oğlu Michael bizden sonraki kuşağın ünlü aktörü) Aslen bir Rus gerçek adı Issur Danielovitch. 1900 lü yılların başında babası ABD’ye gelmiş, eşiyle. Altı kızından sonra oğlu doğmuş. Yoksul bir aile, baba eski atılmış eşyaları topluyor, önce kendi içkisini sonra ailesinin ihtiyacını sağlıyor. (Yıllar sonra ‘Eskicinin Oğlu’ adıyla o günlerini kitaplaştırdı.)

Geçtiğimiz yıllarda yüz yaşını geçmiş olarak aramızdan ayrılan aktörü bizler ‘Spartaküs’ filmiyle hatırlıyoruz. En belirgin özelliği çenesindeki küçük çukur, gamzesiydi. Bizleri etkileyen bir başla filmi oldu mu hatırlamıyorum, ama bir film var ki küçük Frank’i oldukça etkilemiş.

Yukarıda afişini gördüğünüz film Kirk Douglas’ın ilk filmlerinden biri. Filmde genç, mutsuz bir trompetçiyi canlandırıyor. 1950 yılının Şubat ayının başında gösterime giriyor.

On yaşındaki Frank, Amerikan-İtalyan bir ailenin oğlu, evde Müzikle özellikle cazla büyümüş, sekiz yaşında abisi gibi Piyano çalmağa başlamış. Filmi seyrettikten sonra Trompetin sesiyle büyüleniyor, film bittiğinde o artık trompet çalmak için deyim yerindeyse yanıp tutuşmaktadır.
Anne ve babası New York Rochester’de manav dükkânı çalıştırmaktadır. (1964 yılında Rochester Nümayişleri günlerinde, esnaf kepenklerini kapatırken, onlar dükkanlarını açmış, soranlara ‘biz de kapatırsak bu insanlar ne yiyecek’ diyecek kadar yürekli) Caz seven ailesinin desteklerini boşa çıkarmaz Frank, Liseden sonra ‘Eastman School of Music’ Okulunu bitirdiğinde ‘kariyer’ sahibidir. Hem ders veriyor hem gruplarda çalıyordu. (Sonrasında Müzik üzerine Doktorasını da verecektir) Aşığı olduğu ‘Trompeti’ yeniden dizayn ettirmiş, daha geniş ağızlı bir nefesli enstrümana dönüştürmüştü, adı ‘Flugenhorn’ olmuştu.

Boş zamanı neredeyse hiç yoktu, ders verdiği öğrencilerden arta kalan anlarda abisi ile kurdukları ‘Jazz Brothers’ çalışmaları, konserleri ile doluyordu. Otuz yaşında artık ünlüydü ama Dünya onu aşağıya aldığım fotoğrafta gördüğünüz Kanada, Montreal Olimpiyat Oyunlarında tanıyacaktı.

‘Chase the Clouds Away’ Olimpiyatların müziği olarak izleyicilerle buluştu. Dört sene sonra New York’da düzenlenen ‘1980 Kış Olimpiyatları ‘Give it All You Got’ kapanış seremonisinde ‘Canlı konser’ olarak Televizyonlardan izleyicilere sunuldu.
Hayatının en duygusal anlarını 1999 yılında yaşadı Frank, Varşova Film ve Caz Festivalinde. Frank, ‘şimdi sizlere yirmi sene önce bestelediğim bir parçayı tekrar dinletmek istiyorum’ dedikten sonra başladı parçaya. Seyirciler başlar başlamaz, tanıdılar, bir anda ayağa kalktılar, elleri kalplerinin üstüne, aşırı duygudan ağlıyorlardı, yıllar sonra ‘Sanchez’in Çocuklarını’ yeniden çalıyordu Frank yani Chuck Mangione.
Bir sene sonra, 2000’de aşağıda gördüğünüz New York Rochester’daki Eastman Tiyatrosunda altmışıncı yıl konserini verdi Mangione.

Tüm bilet gelirleri dışında kendisi de yüklü bir bağış yapmıştı, tamamı St John Hemşire Evine verildi.

Yazımızın başında bahsettiğimiz ‘Yaşlı Kuşak’ Frank, genç kuşakla bağlarını hiç koparmadı. Çoğu konserinde Çocukların kurduğu okul bandolarını misafir etti, onlarla çaldı.
Geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan Mangione ilk Grammy ödüllü Plağı olan ‘Ballavia’ yı annesi Nancy’e adamıştı.
Onun hangi çocukları etkilediğini ilerideki nesiller yazacak umarım.
Sağlıkla ve müzikle kalmanız dileklerimle
M. Meran Pakel
Dalyan, 06.02.2026
437 (06/26)
