Yazar Kasa, Balo ve ‘Unutulmaz Pastane’..

1870 li yıllarda ABD’nin Ohio Eyaletinin Dayton Şehrinde yaşayan James Ritty ‘Bar’ işletmektedir ancak bir sorunu vardır, çalışanlar kazancın bir kısmını devamlı kendi ceplerine aktarmaktadır. İşten atılanların yerine gelenler de bir müddet sonra aynı yola devam eder. Bir vapur gezisi sırasında gördüğü mekanik düzenden etkilenir, geminin pervanesinin dönüş hızlarını kaydetmektedir alet. Ufak bir binada ilk mekanik yazar kasasını yapar ve patentini alır James, 1879 yılında.

İki sene sonra patentini satar ve National Cash Register Co. Bilinen adıyla NCR kurulur. (Yüz elli seneye yaklaşan bu kuruluş, aynı konuda faaliyetine devam etmektedir)

(‘Çalmayı’ önlemek için bulunan bu makineler günümüzde aynı işlev için kullanılmakta sadece roller değişmiş, bu sefer ‘Devletler’ işverenlerin ‘vergiden çalmaması’ için zorunlu hale getirmişler)

Benim ‘yazar kasa’ ile tanışmam, yazar kasa fişlerini toplamaya başlamamla oldu. Şimdi ‘Unutulmayan Pastanemizi’ tanıtma zamanı geldi.

Yukarıda gördüğünüz, Ankara Bahçelievler Semtinin belki de ilk ve tek hava fotoğrafı. (*)

Fotoğraf 1950 lü yılların başlarında çekilmiş. (Belki 1953 yılı, semtin İlkokulunun  henüz yeni bitmiş olduğu görülüyor)

Semtin günümüzde de aynı hareketliliğini koruyan en popüler caddesi 7. Cadde. O günlerin toplu taşıma aracı olan Troleybüslerin güzergahı olan ‘Cadde’de birer birer işyerleri açılıyor, ayrıca ‘Kooperatif’ iki büyük ‘Toplu Çarşı’ alanı ayırmış. Son durağa yakın olan Çarşı, Caddeye dik karşılıklı iki sura dükkândan ve Muhtarımızın da yer aldığı ‘Fırın’dan oluşuyordu. Aşağıya o günkü görünümünü gösteren çizimi alıyorum.

Caddede, o yıllarda tek bir Pastane var. Gümüş kardeşlerin işlettiği ‘Gümüş Pastanesi’ yol kenarında, büyük çiçeklerin arasında, üstü kapalı verandaya yerleşmiş küçük masaları ile tam bir ‘Bulvar pastanesi’. Her biri ileride ‘Ünlü’ olacak semtin gençlerinin buluşma yeri, bu pastanenin önü.

Semt günümüz Bahçelievler’inin sadece küçük bir bölümü, zaten adı o zamanlar ‘Küçükevler’. İşte size anlattığım Cadde üzerinde sessiz sedasız  bir bina inşaatı yükseliyor. Alta aldığım fotoğraf, hava fotoğrafından büyütülmüş.

Çarşı’nın yanında görüntülenen binanın çatısının üzerinde gruplar halinde yığılmış kiremitler zor da olsa fark ediliyor, anlaşılan inşaatın sonuna gelinmiş. İyi çalışan bir Pastane varken ikinci pastaneyi açmaya karar vermek kolay değil ama ‘Zühtü Bey’ (biz çocukların Zühtü Amcası) zoru seçti, ‘Akalın Pastanesini’ açtı.

Mahalle sakinlerinden Tuba Kayahan Ayberkin anlatıyor, ‘Zühtü Bey muhteşem bir insandı. Açılışa tüm semt sakinlerini davet etmiş üstelik davet etmekle kalmamış gelenlere küçük hediyeler dağıtmıştı. Bize hediye ettiği ‘şekerlik’ halen baba evimde duruyor.’

Yazımın başındaki yazar kasa ile ben, ilkokul öğrencisi, ilk defa orada tanıştım. İleride daha iyi tanıyacağınız Zühtü Bey, yaşadığı devrin ötesindeydi, semte ilk yazar kasayı getirmekle kalmadı bir başka ili başlattı. Müşteri kazanmak için basit bir yöntem uyguluyordu, o günün değerleri ile elli liralık fiş getirdiğinizde size ertesi gün büyük, yuvarlak bir pasta hediye ediliyordu. Günümüzde ‘Promosyon’ adını verdiğimiz ‘Hediye yöntemini’ o ellili yıllarda başlatmıştı.

Semtte o günleri yaşayanlardan Özcan Yaykın anlatıyor, ‘okuldan çıkıp eve giderken, Pastanenin önünden geçerken içeriden gelen yeni pişmiş ürünlerin kokusunun çekiciliği bugün bile kayıtlarımda, tam kapıdan geçerken, Zühtü Amca beni görür, hiçbir şey söylemeden, taze üstü yumurta sürülmüş, kızarınca açık kahverengi olan içi boş sandviçlerden bir tanesini bana uzatırdı, ‘Zühtü Amca param yok’ dediğimde ‘Oğlum, senden para isteyen mi oldu biz onu babanla hallederiz’. Gerçekten hal ediyor muydu bilmiyorum.’

Benim de favorim olan bu içi boş sandviçleri yedi buçuk kuruşa satıyordu.  Yazın dondurma alırken, gözüm takılır, dayanamaz alırdım. Abartısız, Semtte en lezzetli ‘Paskalya Çöreği’ onun emeğiydi.

‘Balo’ Batı Dünyasında ‘Halk Dansları’ olarak başlamış ama sonrasında aristokratların ve Sarayın gözdesi olmuş. Yukarıya aldığım fotoğraf Rusya’da St. Petersburg’da geçmiş yüzyıllarda bir Balo sahnesinin yağlı boya tablosu. Balo yetişkinlerin eğlencesi.  Buradan tekrar semtimize dönersek, günümüzde Ülkemizde öyle bir semt var ki ‘Balo’ ile daha çocukluğunda tanışmış.

Ankara Bahçelievler’de yolda karşılaşacağınız orta yaşını geçmiş kişilere ‘Hiç Baloya gittiniz mi’ diye sorsanız, bir an durur, gözlerinde ışıklar belirir ve ‘Evet, daha çocukken gitmiştim’ diye cevaplar.

Büyük Önderin çocuklara adadığı 23 Nisan gününü heyecanla beklerdik.  Okul törenleri sonrası evde o gün için hazırlanmış giysilerini giyer doğruca Zühtü amcanın Pastanesine koşardı çocuklar. Dantelli beyaz giysileri ile, kız çocukları, baharın uçuşan kelebekleri gibiydi. Erkekler beyaz poplin gömleklerine iliştirilmiş, kırmızı papyonla o gün tanışır, ‘Akalın Pastanesinin’ ikinci katından çocuk sesleri caddeye yayılırdı.

Baloya öyle kapıdan biletle girilmezdi, işin ciddiyeti vardı çocuklar altın yaldız yazı ile beyaz parlak kartona basılmış ‘Davetiye’ ile girerlerdi. (Bu küçük ayrıntı bizlerin anılarında ne kadar yer bırakmış olmalı ki halen hatırlayabiliyoruz)

 O yıllarda 14. Sokakta oturan Ayla Baloğlu Uzunefe ‘Ne unutulmaz ‘Balolardı’ hiç kaçırmazdım’ diye ekliyor.

Sadece ‘Balolar’ mı? İkinci katın gerçek işlevi ‘Düğün Salonu’ olmasıydı. Cadde dediğimize bakmayın 7. Cadde sadece iki arabanın geçeceği genişliğe göre yapılmıştı. Düğün günleri trafik kilitlenirdi, anlardık ki ‘Önemli’ bir ‘düğün’ var Akalın’da.

7. Cadde üzerinde Akalın’ın sol karşı çaprazında oturan Sevgili Tuba Kayahan Ayberkin anlatıyor. ‘Akalın efsaneydi, tam karşısında oturduğumuz için yaz akşamları balkonda düğünleri izlemekle geçerdi. Bir akşam yemeğe konuğumuz var, kapı çaldı.. Elinde uzun namlulu bir silah ile genç bir Mehmetçik ‘Ne oluyor’ dedik’ meğer Cumhurbaşkanı Demirel Nikah Şahidi imiş, ‘Balkona çıkacağım’ dedi, buyur ettik. Postalları ve uzun namlulu silahıyla balkona çıktı. Yemek dedik, yemedi, çay dedik içmedi. Saatlerce orada Düğünün bitmesini bekledi’ devam ediyor, ‘29 Ekim’de Özel Gelin Balosu yapılırdı. Akalın’da evlenen gelinler gelinlikleri ile katılırlardı geceye.’

Çocuk Balosu’nu yaratan Zühtü Bey, unutmamış kendi salonunda evlenen çiftler için de 29 Ekim Cumhuriyet Balosunu ‘Gelinler Balosu olarak yıllarca kutlamıştı.

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf, ‘semtin Unutulmaz Pastanesinin’ kurucusu sevgili Zühtü Akalın’a ait.

Zühtü Bey, Ankara’ya gelmeden önce İstanbul Üsküdar’da aynı işi yapıyor, o günlerden geriye aşağıda gördüğünüz fotoğraf kaldı sosyal medyada.

Sonrasında Zühtü Bey, Ankara’ya geliyor ve Samanpazarında aşağıda gördüğünüz işyerini açıyor. Devamında Bahçelevler.

Akalın’ın ‘Pastane ve Düğün Salonu olarak ‘Semtteki’ son fotoğrafını da aşağıya alıyorum.

Oğlu Sevgili Aykut Akalın beni kırmadı, bu fotoğrafları paylaştı. Kendisine teşekkür borçluyum.

Yolunuz düşerse, Akalın günümüzde Ankara Gölbaşında ‘Düğün Salonu’ olarak işlerine devam ediyor.

Güzel ve tatlı anılarda buluşmak umuduyla,

(*) Bu değerli fotoğraf Sevgili Özcan Yaykın’ın arşivindedir.

M.  Meran  Pakel

Dalyan, 17.02.2026

438    (07/26)

Leave a comment