Nazım Hikmet, ‘Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?’ diye sormuştu, Vera Tulyakova’ya adadığı ‘Saçları saman sarısı’ adını verdiği şiirinde. (Moskova’da başlayıp Paris’te sonlanan bu uzun şiir bir roman tadında, gözlerinizi kapadığınızda, hayalinizde canlanan duygularla, geçmiş ve geleceğin karışımıdır adeta, biz sadece kısa bir bölümünü alalım büyük şairimizin dizelerinin)
….
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
…
Bu kısa girişten sonra, yukarıda fotoğrafta ‘melek yüzlü anacığının’ kucağında, hayatın kendisine neler hazırladığından habersiz sakin oturan çocuk, ‘Mutluluğun değil ama ‘Umutsuzluğun’ resmini çizecekti.
Daha sıcaklığını yaşayamadan ‘tüberküloz’ annesini Dünyadan ayırdığında Edward beş yaşındaydı. Doktor olan babasının çaresizliği, bütün çocuklar da hastalık korkusunu başlatacak, üstelik geceleri onlara devamlı okuduğu Edgar Allan Poe’nin ‘Korku Hikayeleri’ çocukların iç dünyasını karatmağa yetecekti. İlerleyen yıllarda Edward Munch, ‘Bana ailemden sağlıksız bir beden ve hasta bir kafa yapısı miras kaldı’ diyerek anılarına yazacaktı o günleri.
Babasının tayini Kristiana’ya (daha sonra adı Oslo olacak) çıkınca tüm aile yeni bir hayata başladı. Edward önce Mühendislik okumak istediyse de sağlıksız bedeni, sık sık hastalanması okula devamsızlığı, somumda bıraktı, Güzel Sanatlara girdi.

Artık Ressamdı. O yıllarda yaptığı bir tablosunu aşağıya alıyorum.

Kristiansen’de ‘Bohem’ hayatı yaşayan yirmi iki yaşındaki Edward, Hans Jaegger’le tanıştı. (Genç yaşında gemiciliğe başlayan Hans ilerleyen yıllarda ikinci kaptanlığa kadar yükseldi ani bir kararla denizi bıraktı ve Oslo Üniversitesinin Felsefe bölümünü bitirdi. Kâtip olarak çalışmağa başladı. Bir iki cümle ile tanıtmak gerekirse, Aktivist, Doğmalara karşı tam bir anarşist, özgürlükçü entelektüel, şair ve yazardı)Yaptığı resimleri, gördüğünde Jaegger beğenmedi. Nazım’ın Dino’ya sorduğu gibi. ‘Sen benim resmimi yapabilir misin Edward? Ama dış görünüşümün değil, hisleri, iç dünyamı gösterebilir misin?

Tanışmalarından üç sene sonra ancak Edward yukarıda gördüğünüz Hans Jaegger resmini yapabildi.
Edward’ı Edward Munch olarak ünlenmesi böyle başladı, klasik resim yapmayı bıraktı, Jaegger ’in deyişi ile ‘Ruhun’ arayışına girişti.
1893 yılında, otuz yaşında en ünlü çalışması olan ‘Çığlık’ resmini, önce pastel daha sonra yağlı boya olarak yaptı. Aşağıya aldığım günümüzde ‘Munch Müzesinde, Oslo’da sergileniyor.

Çığlığın kaç benzerini yaptı, bilinmiyor, sipariş üzerine yaptığı ise bilinen gerçek. Biz birkaç çalışmasını alalım.

Resim bir ‘Psikoloji’ kitabının kapağında bile kullanıldı. Günümüzde nümayişlerde, ‘Umutsuz’ insanların çaresizliğinin ‘maskesi’ olarak kullanılıyor. Aşağıya aldığım çizim, günümüzde Londra’da British Museum’da.

Çizim Peter Brookes tarafından, günümüz Dünyasını ‘İnsanlığı bırakıp Savaşın’ içine sürükleyen ABD Liderinin seçim sonrası 2017 yılında çizilmiş.
Bizler, sadece ‘Umutsuz’ bir geleceğin sessiz izleyicileriyiz şu anda.
Yine de ‘Umutsuzluğu’ bırakıp, güzel ve aydınlık gelecek umuduyla, hoşça kalın.
(Görsellerin kaynağı Munchmuseum-Oslo)
M. Meran Pakel
Dalyan, 28.02.2026
439 (08/26)
