‘Zeytin ve bir ezgi’

Fotoğrafını gördüğünüz ‘Zeytin Yaprağı’ fosili, Ege Denizinde, bir taşta bulundu. Geçmişi on binlerce yıl öncesine uzanan bu bitki ile ilgili ilk yazılar -her ne kadar Eski Yunan yazıları dense de- Etrüsklere ait. Etrüskler ona

𐌀𐌅𐌉𐌄𐌋𐌄 adını vermişler. Daha önceki bir yazımızdan Etrüsk yazılarının sağdan sola doğru okunduğunu biliyoruz, ELEİFA adı daha sonra Eski Yunan’da  ἐλαία (Elaia) derken bu günkü Oliva ya kadar gelmiş.

      Başlangıçta sadece Akdeniz kıyılarını seven bu bitkiye Antik Yunan ve Roma sahiplenmiş, birçok sanat eserinin yanında ‘Barış Simgesi’ olarak resmedilmiştir.

Mitoloji de Nuh’un gemisine, bir güvercinin ağzında getirdiği zeytin dalından bu bitkinin ürediği söylenir.

Anadolunun Ege kıyılarında, düzgün zeytin ağaçları dikildiğini ve ‘zeytin yağı’ kullanıldığını ilk Homeros’dan öğreniyoruz.

Yukarıya aldığım fotoğraf günümüzden bin sene önce yazılmış ‘Takvim es-Şifa’, şu anda Vatikan’da özel koleksiyon kütüphanesinde olan bir eser. Bağdatlı bilim adamı İbni Butlan tarafından yazılmış. Günümüzde ‘Sağlık Rehberi olarak adlandırabileceğimiz bu eserinde ‘Zeytin yağını’ detaylı anlatılmış.

Uzun yıllar Yunanlılar ve İtalyanlar ‘Zeytin’ ağacının kendi ülkelerinde başladığını iddia ettiler. Aşağıda fotoğrafta gördüğünüz genç adam Guillaume Besnard.

2013 yılının Şubat ayında Fransız Ulusal Bilim Akademisinde görevli üç genç bilim insanı, bu iddiaları sonlandıran çalışmalarını yayınladılar. Arkeolojik kazılarda bulunan zeytin çekirdeklerinden yola çıkarak binlerce örnekte yaptıkları DNA taraması sonucunda ‘Zeytin ağacının’ evcilleşmesini ortaya koydular. Bu çalışmaya göre ana vatanı Güney Anadolu-Suriye ve Filistin’di.  

Bu girişten sonra gelelim bugünkü konumuza. Yeni kurulan Genç Cumhuriyetimiz’ eğitimle uğraşırken bir yandan ‘Sanatla’ ilgili çalışmalar için tartışıyordu. Altı yüz yıl boyunca sadece Saray için bestelenen eserlerin dışında ‘Halk’ acaba ne dinliyor ne söylüyordu. Aşağıya fotoğrafını aldığım genç adamın da dahil olduğu bir gurup araştırmacı, tüm Anadolu’yu dolaşacak ve bulabildikleri eserleri kâğıda dökeceklerdi.

    Yapılan araştırma sonunda derlenen eser sayısının on bini geçtiği kaydedilmiş. İşte bu gezi sırasında Bursa’da M. Kahraman adlı kişiden dinlemiş Muzaffer Sarısözen türküyü,

‘Zeytinyağlı yiyemem aman

Basma da fistan giyemem aman

Ben alıştım iyiye

Kötüye yar diyemem aman’

   Zeytin denince aklıma gelen bu ezgiyi Sevgili Muzaffer Sarısözen Radyoda Yurttan Sesler Korosundan bizlere dinlettiğinde birer çocuktuk. Özellikle Ege’de et yerine sebze ve zeytinyağlı yemeklerin çoğunlukla yendiği bir yöreye, evlerinde çoğunlukla et pişen bir evden gelen genç bir kadının yakarışlarıdır ezginin sözleri. 1930lar da kayıt altına alınan ezginin kaderinde ‘siyasi suçlu’ olmak da varmış. Sağ sol fikir ayrılıkları sırasında, ezginin ‘Amerikan propagandası olarak margarin tüketimini arttırmak için yazıldığı bile iddia edildi.

Yalnız ülkemizde değil dünyada içinde zeytin geçen iki bin beş yüzden fazla ezginin olduğunu söylesem.

Ülkemiz bu araştırmacı, eğitmen insanın anısına bir de pul bastırdı.

Yolunuz Ankara Radyo evinin önünden geçerse karşısındaki parkta aşağıdaki anıtı göreceksiniz. Aşık Veysel de dahil birçok sanatçıya destek olmuş bu genç adam belki size başka ezgiler çağrıştırır.

Sevgiyle kalın

M.  Meran  Pakel

Dalyan, 23.06.2023

302  (20/23)

Leave a comment