Bir İnsan, bir ‘Olay’…

Yukarıdaki fotoğraf, bugün size hikayesini anlatacağım Muhsin Beyi çok güzel tanımlıyor. Şık giyiminin dışında koluna sıkıştırdığı gazetesi ile. Her gün en az beş gazete okuyan Muhsin’in, başı ilk defa ‘okuma yüzünden’ Hukuk Fakültesinde talebe iken, derde giriyor. Evi Polisler tarafından basılıyor, sol içerikli eserler var gerekçesi ile tutuklanıyor. Savunması basit ve açık, ‘Ben yarın Hukukçu olacağım, doğru karar verebilmem için çok kitap okumam gerekiyor.’ Sonuçta gerçekten de bir hukukçu oldu. Soyadı Kanunu çıkınca ‘Özçekiç’ soyadını aldı. ( Bu soyadı yüzünden her kelime de bir anlam arayan ‘Siyasi Şube’  soyadından ötürü, her sol olaydan sonra onu Emniyete götürecekti.)

Muhsin Bey, aynı zamanda iyi bir sporcuydu, Ülkenin yetiştirdiği en iyi bisikletçilerin başında geliyordu. Fransa Bisiklet Turuna onun katılmasına kesin gözüyle bakılırken bir başka bisikletçinin hazırlık sırasında gözüne kum atması nedeniyle az kalsın gözlerinden olacaktı. Bu olay ona ‘İnsanlar arasındaki hırs ve kıskançlığın’ neler yapabileceğinin ilk kötü örneği oldu.

Münevver Hanımla evlendi, ikinci oğluna, Üniversite de en sevdiği ve karakolda Polisler tarafından dövülerek öldürülen arkadaşının adını verdi, Fuat.

‘Adalet sistemini düzelteceğiz’ diyerek girdiği Adalet Bakanlığında ‘Savcı’ olarak çalışırken, bir katilin serbest bırakılması için gelen baskılar, çaresizlik ve yalnız bırakılmışlığın sonucu görevini bıraktı. ‘Onurumla yaşarım’ diyerek İstanbul’da Beyoğlu’nda ticarete başladı. Büyük oğlu ve ortanca oğluyla birlikte yürüttükleri kadın ayakkabısı imalathanesi tutuldu. ‘Prenses’ Markası sanatçı ve üst düzey ailelerin şık, özel ayakkabılarını imal ediyordu artık.

          Buraya kadar size Sevgili Muhsin Özçekiç’i biraz uzun tanıtmaya çalıştım. Şimdi gelelim ‘Olaya’.

          Günümüzden atmış sekiz yıl önce bugün, 6 Eylül günü hava kararmasına yakın Beyoğlu’nda ‘olağan dışı’ bir hareketlilik vardı. Gruplar halinde bir takım insanlar  yavaş yavaş İstiklal Caddesine doğru yürüyordu. Çiçek Pasajından çıkan Muhsin Bey, hızla atölyelerinin olduğu Yeni Melek Sinemasına giden sokağa saptı. Atölyedeki küçük oğlu Turgut’a ‘Hemen eve gitmesini’ söyledi. Olayların bundan sonrasını Turgut Özçekiç anlatıyor:

‘Bana koş evden baltayı ve bayrağı getir’ dedi. Hiçbir şey sormadan koşarak Koca Ağa Sokağındaki evimize gittim. Sandıktan baltayı çıkardım. Bu ara evde yaşlı babaannem ‘Neler oluyor’ diye sordu. ‘Bilmiyorum, acele gitmem lazım’  Yine koşarak babamın yanına geldim. O ceketini çıkarmış, kollarını sıvamıştı.  Baltayı aldı. Bu balta özel bir baltaydı, aynı kızılderililerin gibi, bir tarafı çok keskin diğer tarafı sert, delici. Bir eline aldığı bayrağı omuzuna doladı diğer eline aldığı baltayla Yeni Melek Sinemasına giren yolun ortasında dikildi. Bu arada Caddede insanlar bağrışıyor, kırılan cam, çerçeve sesleri bizim kulağımıza geliyordu. Elleri sopalı kalabalık bir insan grubu bizim olduğumuz sokağa daldı. Babam bağırdı. ‘Beni öldürmeden burada bir şey yapamazsınız.’ Elinde baltası yolun ortasında öylece duruyordu. O kadar kararlıydı ki gelenler durdu. ‘Burada sadece Türkler var’  Söylediği doğruydu, hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ama Müslüman olmayan insanlardı oradaki dükkanların sahipleri.

          7 Eylül sabahı bu olayları çocuk gözümle İstanbul Kadıköy’de yaşadım, gördüm. Üzerinden bunca yıl geçti ama hala bazı aktüel Tarih dergilerinde olayın ‘Provakasyon’ bir kışkırtma olduğu iddiaları devamlı vurgulanmak isteniyor. Olayı bir defa daha bilmeyenler için sıralayalım.

6 Eylül akşam çıkan Ekspres gazetesinde ‘Atatürk’ün evine Bomba atıldı’ haberi çıkar.

Oysa insanlar bu haber çıkmadan saatler öncesinde Taksim’de toplanmışlardır. Hepsinin elinde önceden hazırlanmış özel galvaniz kepenkleri yarmak için kancalar, tornadan çıkma sopalar vardır.

Gelenler İstanbul dışından, saatler öncesi ‘özel’ olarak kamyonlarla getirilmişlerdir.

Olayları tertipleyen ‘Devlet Büyükleri’ o akşam alışılmışın dışında araba ile Taksim Meydanına gelmiş, son kontrolleri bizzat yerinde izlemiş ve sonrasında trenle Haydarpaşa’dan Ankara’ya doğru yola çıkmışlardır.

Bütün bu yazdıklarımı geçtiğimiz yıllarda İş Bankasının ‘6/7 Eylül Davası Tutanakları’ kitabında bulabilirsiniz, üstelik orada Atamızın evine bombayı ( daha doğrusu duvar dibine bırakan ) kişinin daha sonra Orta Anadolu’da bir şehre Mülki Amir olarak atandığı gerçeğini de okuyacaksınız. Planlı yapılan bu işlerin Mecliste soruşturulmasının nasıl engellendiğini unutmadan ekleyelim.

         ‘Siyasi’ yazılara yer vermediğim yazılarımda giderek her yıl geçmişte yapılanları yanılgı ile değerlendirilmemesi düşüncesi ağır bastı bu gün.

Yine de düşünüyorum Muhsin Özçekiç gibi yürekli bir avuç insan bunların önünde onun gibi direnseydi diye.

Bir daha buna benzer olayların yaşanmaması dileklerimle sevgiyle, arkadaşça ve dostça kalın.

M.  Meran  Pakel

Dalyan, 06.09.2023

308 (29/23)

Leave a comment