Yukarıda gördüğünüz kişi bir önceki yazımızda anlattığımız, ‘Yenilmez Türk’ü yaratan kişi.
Baron Kempelen’in Adalet Bakanlığındaki üst düzey seviyesini ve asilliğini düşünecek olursanız eğer ‘Hilesi’ ortaya çıkarsa, ‘Sahtekarlıkla’ suçlanacağını bilmesine karşın, kariyerini, saygınlığını riske atarak yarattı.
Aşağıya aldığım resim de görülen kişi ise, ‘Satranç oynayan Türk’ün ikinci sahibi.

Johann Nepomuk Maelzel, Bavyeralı, ‘Metronom’un yaratıcısı olarak kabul ediliyor. Mekanik olarak çalışan bir orkestra yapmış, hatta orkestra için Beethoven ile anlaşarak özel bir eser bile besteletmiş (sonra araları açılıyor belki de söz verdiği parayı ödemediği için) yaratıcılığından çok, işin parasal yönü onu ilgilendiriyor.
Baron Kempelen’in ‘Gizemli sandığının’ arka kapağını açamayınca kırıp gizli bölmeyi bulduğunu yazmıştık, ayrıca Maelzel, arka kapağın sadece içeriden açılabildiğini fark ediyor.
Maelzel, yeniden onardığı sandığın sırrını Baron Kempelen gibi gizlemeği ve farklı Ülkelerde gösterilerle para kazanmak yolunu seçiyor. Aşağıya aldığım o günlerde basılmış tanıtım ilanı.

Maelzel, afişten öğrendiğimize göre, bu arada Vaucanson’un ‘Davul Çalan Adam’ını da satın almış, sergilemek ve gösteri için Çarlık Rusya’sına götürüyor. İmparatorluk Sarayında Çar’la ‘Türk’ün Satranç oynadıkları yazıyor kaynaklar. Maelzel’in sandığa yerleştirdiği satranç ustası Aaron Alexandre, Çarı yeniyor.
Bu gezi sonrası Napoleonun eşi Josephine’in ilk evliliğinden olan oğlu Beauharnais’in teklif ettiği çok yüksek bir bedele sandığı satar, ancak ‘Sandığın Sırrını ’da öğrenmek şartıyla ödemeyi yapar. Artık Sandığın gizemini bilen ikinci kişi olmuştur Eugene, Satranç ustalarını ve Kempelen’i saymazsak.
Eugene’nin döneminde en ünlü oyunu Napolyon’la oynanan oyundu. Oyun esnasında, Napolyon’un iki sefer ‘hile’ yaptığını fark eden ‘Mekanik Türk’ün başını salladığı ve taşı alıp eski yerine yerleştirdiği belirtilmiş sonuçta yenilmezliğini korudu ‘Türk’.
Eugene Beauharnais İtalya Genel Valisi, siyaset, Devlet işleri çok daha önemli. Maelzel, fırsatı kaçırmadı sandığı çok daha ucuza geri aldı.
Hedefini büyüttü, Avrupa artık ‘Mekanik Türk’ yerine kendi derdine düşmüştü, İmparatorluklar birer birer sallanırken para kazanmak için Amerika’ya götürmeğe karar verdi. Güvenilir bir satranç ustasına ihtiyacı vardı, William Schlumberger’le anlaştı.
1826 yılında Amerika’ya geldiler. Maelzel çok önceden afişleri bastırmış gösteriyi duyurmuştu. Yanında özel sekreteri olarak adlandırdığı yirmi yedi yaşındaki Schlumberger ile gösterinin yapılacağı Broadway’de National Hotel’e yerleştiler. Gösterinin tüm biletleri satılmıştı, Amerika’nın en usta satranç oyuncuları ‘Türk’e karşı oynamak için salonda hazır bekliyorlardı.

(Görsel kaynapı Frederich Dong)
Maelzel, yoğun ilgi karşısında, ‘Makinenin’ bakımı ve dişlilerin yağlanmasını öne sürerek günlük oyun saatini en aza indirmiş, böylece gösteri sayısı artmıştı.
On iki sene boyunca Amerika’da başta New York olmak üzere çeşitli yerlerde gösteriler yaptı, adı ‘Yenilmez Türk’e çıktı gizli kahraman William Schlumberger’in.
Ne var ki Baltimore de işler değişti. Gösteriyi izlemek isteyen iki afacan çocuk, para ödememek için çok önceden salonda saklanırlar, gösteri sonrası yakalanmamak için kapıdaki görevlilerin gitmesini beklerken sandığın içinden çıkan Schlumberger’i şaşkınlıkla izlerler. Neden sonra dışarı çıktıklarında doğruca ‘Baltimore Gazetesine’ giderler.
Ertesi gün gazete olayı tüm açıklığı ile yayınlar. (O günkü gazeteyi aşağıya alıyorum)

Maelzel ve özel sekreteri Schlumberger için on iki sene boyunca para kazandıkları Amerika böyle sonlanır.
Üzerine bilimsel makaleler, kitaplar yazılan ‘Gizemli Sandığın’ atmış sekiz sene çözülemeyen sırrını iki afacan Baltimore’li çocuk çözmüştür.
Johann Maelzel’in bir sonraki durağı Küba’dır. Elektrik ve telefonun daha bilinmediği dönemde sandığın sırrının bilinmediği yerlere gidecektir. Ne var ki William Schlumberger hastalanır, sarı hummaya yakalanmıştır ve efsane satranç oyuncusu hayatını kaybeder. Maelzel farkında değildir ama o da yakalanmıştır, altı ay sonra gemi ile Havana’ya giderken hayatını kaybeder.
Sandığa ne oldu derseniz, sponsorlar satışa çıkarır bir ortaklık satın alır, ‘Mekanik’ olarak nasıl çalıştığının öğrenilmesi için Prof. Dr. John Kearsley Mitchell’e teslim edilir.
Sonra Filadelfiya’da ‘Çin Müzesine’ sergilenmek üzere götürülür.

Ne yazık ki, 1856 yangınında tümü yanan binada 85 yıllık sandık da kül olur.
Günümüz ‘robot’ teknolojisinin ilk mekanik örneği olan bu eser, teknolojik olarak lehim ve kaynağın daha olmadığı, elektriğin bilinmediği bir çağda ortaya çıktı. Cin bakışlı, zekanın sınandığı en üst oyunun yenilmez ünvanlı Türk’ün hikayesi burada sonlanıyor.
(Daha sonra sandığın kopyaları yaratıldı, ünlülerinden biri olan ‘Ajeep’ (acayip) in afişini aşağıya alıyorum, diğeri ise ‘Mefisto’ olarak adlandırıldı)

Başka hikayelerde buluşmak umuduyla,
M. Meran Pakel
Dalyan, 21.04. 2026
444 (13/26)
‘
