

Cogito ergo sum, ‘Düşünüyorum’ öyleyse varım, sözünü Rene Descartes 1637 yılında yazmış. Düşünmenin, daha doğrusu ‘Katolik Kilisesinin’ öğretisi dışında yorum ve fikir yürütmenin yasaklandığı yılların hemen sonrasında. Bırakın düşünmeği ‘Kilise’ öğretisi dışında ‘Bilgi’ de yasak. Buna karşın halkı eğlendirmek için yapılan ‘Sihirbazlık’ oyunlarına karşı çıkmıyor Katolik kilisesi.
Bu karanlık dönemden neredeyse yüz sene sonra yaşadı Pelletini. Ne zaman nerede doğdu, bir bilgi yok. Panayırlarda ‘sihirbazlık’ gösterileriyle ünleniyor. Sonunda ‘Saray’ın ilgisini çekiyor ve aşağıda fotoğrafta gördüğünüz Fransa İmparatoru XV. Lui tarafından Saraya çağrılıyor.

‘Saray Sihirbazı’ unvanı ile bilinen François Pelletier, yaşamı boyunca bunu kabul etmemiş, ‘Ben mühendisim, benim işim sadece insanları ‘Düşünmeğe’ zorlamak’ demiştir.
Kralın izni ile çıktığı Avrupa turnesinde 1769 yılında, Viyana’da İmparatoriçe Maria Theresa’nın önünde gerçekleştirdiği ‘hüner’ sonunda Mühendis Kempelen’in günümüz Robot teknolojisinin başlangıcına yol açan ‘Mekanik Türk’ ü yaratan ‘düşüncenin’ itici gücü olacaktı Pelletier. O gün Sarayda gerçekleştirdiği oyunlardan biri olan ‘Yüzücü’ numarasını sizlere aktarıyorum.
Sahneye büyük bir banyo küveti getirilir, su ile doldurulur. Pelletier, davetlilerden birine elindeki iskambil destesini uzatıp, ‘Bir tanesini’ seçmesini ister. Seçilen kartı eline alır tüm izleyicilerin görebilmesi için eliyle havaya kaldırıp sahne boyunca yürür. Sonra desteyi, küvetin içinde suyun üstünde yüzecek şekilde bırakıp, dağılmalarını sağlar. Sonrasında ‘Yüzücüyü’ izleyicilere tanıtır. (Yüzücü, mekanik olarak kurulduğunda kolları ile kulaç atabilen, bacakları oynar şekilde, suda batmadan gidebilmektedir.) Yüzücüyü küvete bırakır, yüzerek gider ve gerçekten seçilen kartı bulur. Oyun defalarca tekrarlanır ve her seferinde yüzücü seçilen kartı bulur.
Eğer siz de ‘Nasıl’ dite düşünmeğe başladıysanız Pelletier sözünde haklıymış.
(Ben Mühendisim, sözünde haklıydı Pelletier, mıknatısla gerçekleştiriyor olmalıydı bu oyunu. Bir gemi gibi su almadan yüzen ‘yüzücü mıknatıs’ taşıyordu. Oyunun en zor tarafı, seçilen karta bir metali görülmeyecek şekilde yapıştırabilmekti. Kartların arka yüzlerine önceden balmumu sürüldüğünü var sayarsak parmaklarının arasındaki imce metali kolayca yapıştırabileceğini ‘düşünüyorum’ )
Düşünce ufkumuzu açan Pelletier, bilgisini saklamadı 1782 yılında aşağıda gördüğünüz kitabını yayınladı
‘Hommage Aux Amateurs Des Arts, Ou Memoire Contenant Un Detail Abrege D’Inventions Utiles’ ( ‘Sanatseverlere Övgü veya Mekanik ve Optikte Yararlı ve Hoş Buluşların Kısa Bir Özetini İçeren Anı’ )

Bu uzun anlatımdan sonra başlığımıza gelirsek, size ‘Ülkemizden’ bir genci tanıtmak istiyorum.

Nigarhan Gurpinar/Chess.com. kaynaklı Fotoğrafta gördüğünüz Yağız Kaan Erdoğmuş, 2011 yılında Bursa’da doğdu. Satrançla ana okulunda tanıştı.
Satranç Dünyasında yerleşik bir deyim vardır, ‘Satrançta Büyük Usta (GM) katına erişmek, Milyarder olmaktan daha zordur’ Kaan bu dereceye on iki yaşında ulaştı. (Eğer araya pandemi girmese, çok daha önce ulaşacaktı) ‘Dünyanın en genç GM (Büyük Ustası)’ olarak kabul edildi.
Ayrıca Tüm Dünya Gençlerinin katıldığı ‘Uluslararası Gençler Şampiyonasının’ Birincisi, yani ‘Şampiyon Genci’.
Başlık olarak aldığım söz ona ait, ‘Düşünmeği seviyorum’
Kaan Ülkemizdeki tek genç değil, ‘Düşünmeği seven’ yüzlerce gençten birisi, onların varlığı içimizi ısıtmaya devam edecek.
Sevgi ve güzelliklerle buluşmak umuduyla,
M. Meran Pakel
Dalyan, 02.05.2026
445 (14/26)
