Çocukluğum Ankara’nın Bahçelievler mahallesinde geçti. Semtimiz güneydoğuda, şehrin en kenarındaydı. Son duraktan baktığımızda en yakın yerleşim yeri olarak Dikmen tepelerini görür daha güneyinde ise Balgat köyü ovada kaybolurdu. Bize en yakın mesire yeri Sögütözü, yürüme mesafesindeydi, Karabiber’lerin Çiftliğine ancak araçla ulaşabilirdik. Size önce bugünkü yazımızın geçtiği ‘Karabiber Çiftliğini’ anlatmam gerekiyor.
Yukarıda gördüğünüz Hasan Tahsin Bey, bu çiftliğin son sahibiydi. 1900lü yılların başında Dikmen ve ona komşu olan Balgat bağlarla kaplı, yerleşim olarak da su kenarlarını seçmişler. Dikmen’den başlayan Dikmen deresi, Rasattepe (günümüzde Anıt Kabir’in olduğu yer) o yıllarda dere kenarında bolca yetişen meyvelerden adı ‘Kirazlı Dere’ olarak anılırken, sırasıyla Merkez Komutanlığı, Yedek Subay Okulu, Tank Okulu gibi askeri yerleşimlerin atık sularının bu dereye verilmesi ile adı, halk arasında B…u Dereye çıkacaktı. İşte bu dere üzerinde iki çiftlikten birisiydi Karabiberlerin Çiftliği. ( Diğeri 1800lü yılların sonlarına doğru Ankara’da Valilik yapan Abidin Paşaya ait olan ve halk değişi ile ‘Abdi Paşa Çiftliği’ olarak anılan çiftliktir. Hangisinin daha eski olduğunu araştırmacılara bırakalım.) Hasan Tahsin Bey, 1940 lı yıllarda vefat edince bütün yük eşi Hayriye Hanıma kalır. Savaş yıllarıdır, tüm yüksek okullara Askerlik-Sivil Savunma dersi eklenmiş ve silah eğitimi için kamp şartı konmuştur. Seçilen yer ‘Karabiberlerin Çiftliğine’ ait arazidir. Bu çiftlik arazisinde kimler kaldı derseniz, o zamanlar fen fakültesinde talebe olan Cumhurbaşkanının oğlu Erdal İnönü, Robert Kolejden Bülent Ecevit, tiyatro sanatçıları..(Daha fazlasını Sevgili Tunalı’nın ‘Karabiber Çiftliği’ yazısında bulabilirsiniz.)
Bu uzun girişten sonra tekrar semtimize dönelim. 1950 li yıllarda sokağımızda aileler arasında ‘Sosyal birliktelik’ vardı. Toplantılar, geziler topluca yapılırdı, bu belki de Köy Enstitülü öğretmen ailelerin bizlere kazandırdığı eşsiz bir bağdı.
İşte böyle sıcak bir yaz ayında, hafta sonunu ‘Karabiberler Çiftliğinde’ geçirmeğe karar verdi büyüklerimiz.
İki araba ile gideceğiz ama en az dört arabalık bir gurubuz. Nasıl gittiğimizin fotoğraflarını aşağıya alıyorum.


Karabiberler Çiftliğine vardığımızda bizleri her zamanki gülen yüzü ile karşıladı Sevgili Hayriye Karabiber. Köşklerinin yanındaki büyük bir ağaç binayı serin tutuyordu, biz çocukların kuyunun yakınına gitmesi ise yasaklanmıştı.
O yıllarda ‘mangal’ yaygın değildi. Yiyecekler genelde kuru köfte, börek, zeytinyağlı dolma, yaprak sarma, haşlanmış patates, yumurta, peynir ve bolca domatesli soğanlı salatanın yanında olmazsa olmazı ‘semaverdi’.

Bizler oynarken büyükler bizim hiç bilmediğim iz yörelerin şarkılarını, türkülerini söyler, keyifle oynarlardı. Alttaki resimde sol tarafta Atatürk Lisesi Müdür yardımcısı Şeref Tarlan karşısında Ahmet Ünal ( Eski Hasanoğlan Köy Enstitüsü Müdür yardımcısı-Erkek Teknik Öğretmen Okulu yöneticisi) görülüyor.

Alttaki resimde ise arkada görülen Karabiberlerin Köşkü ve geri planda Dikmen Vadisi.

Aradan geçen yetmiş sene içinde ne bu köşk kaldı ne bu çiftlik, bazen inanamıyor insan şimdi apartmanların yükseldiği bu vadinin bir mesire yeri olduğuna.
Yazımı bize o güzel günleri yaşatanlara ve özellikle Sevgili Hayriye Karabibere adıyorum. Onu, oğullarından Servet ve Veli ile çekilmiş bir fotoğrafı ile bitirirken ayağının dibinde gördüğünüz çocuk da ‘ben’den başkası değil.

Sevgiyle ve güzel günlerle kalmanız dileklerimle.
( Bu yazıda Sevgili Mesut Çinetçi ve Sevgili Gülçin Karabiber’in vermiş oldukları bilgi, fotoğraf için teşekkürü bir borç bilirim. Sevgilerimle)
M. Meran Pakel
Dalyan, 04.07.2023
304 (25/23)

Bu yazı benim için çok anlamlı.
Anneannemlerin Dikmen’de bağı vardı. 60 lı yılların başlarında sattılar. Küçük bir bağ evi ve önünde badem, ceviz ağaçlarını , bağın arka komşu bağ ile sınırındaki kayısı ağacını, altında yapılan komşu toplantılarını, anneannemin yaptığı içli köftelerin bir tanesinin içine koyduğu çeyrek altının heyecanlı çekilişini , ceviz ağacının altında esintide uyumaya bayıldığımı hiç unutmuyorum.
Anneannemler doğudan gelen insanların çevreye gecekondular yapmaya başlamasıyla birlikte bağı küçük bir paraya sattılar. Diğer komşular da öyle. Nurullah Ataç “ Dikmen Yıldızı” nı orada yazmış. Vehbi Koç’un akrabası , annemin deyişi ile “ Saadet Hanım “ teyze ile anılarını annemden hala zevkle dinlerim.
Çok teşekkürler
Selamlar
Ece ÇALIKOĞLU
iPhone’umdan gönderildi
LikeLike