5 Mayıs’ Ankara..

Bugün 5 Mayıs, önce bir halk deyişi ile başlamak istiyorum. ‘İstanbul’da fırtına kopsa, Anadolu’da yaprak kıpırdamaz’ derlerdi, bizim dönemimizin yaşlıları. Haklıydılar, Ülke’de ne olup bittiğini haber verecek ne gazete ne Radyo vardı, televizyon daha uğramamıştı bile, atmış beş yıl önce. Sevgili Ceyhan Mumcu Büyük Önder’in Ankara’ya gelişini anlattığında, (karşılayanlar arasında Mumcu ailesinin yaşlıları da vardır) Ankara Halkı Millî Mücadeleye destek için topladıkları paraları takdim ederler. Büyük Önderin yakınındakiler, ‘Paşam bunu silah ve cephane için mi kullanacağız’ diye sorar, ‘Hayır’ diye cevaplar ‘Bir gazete çıkaracağız. Halk ne olup bittiğini öğrenmeli’ ve Yunus Nadi Bey İstanbul’dan matbaasını söker, Ankara’ya taşır. Yeni bir Ülke için gazetenin adı da ‘Yenigün’ olur.

Çok değil günümüzden sadece atmış beş yıl önce, ‘gazete’ bazı şehirlerde basılırdı, İstanbul’da basılan gazete ancak bir gün sonra Ankara’ya gelirdi. Ankara’nın kendi ‘Şehir’ gazeteleri vardı, Ulus, Halk Partisinin, Zafer ise Demokrat Partinin sesi olurdu Ankaralılara. İzmir kendi gazetesini çıkarırdı ‘Demokrat İzmir’ olarak.

Yukarıda gördüğünüz karikatür Akbaba dergisinin 24 Eylül 1954 tarihli 80. Sayısının kapak çizimi. Necmi Rıza Ayça, ‘kendini beğenmiş, dediğim dedik’ Başbakana ilk defa baş kaldırıp sert eleştiriler yazan Hüseyin Cahit Yalçın’ı  ‘Everest’ten sonra Kaf dağının Fethi’ yazısı ile çizmiş. Bu çizimden sonra Akbaba’nın sahibi Yusuf Ziya Ortaç, Ankara’da Başbakan tarafından ‘azarlandığını’ ve devamında ‘Akbaba için kâğıt kısıtlamasına gidileceğini’ Anılarını yazdığı ‘Bizim Yokuş’ kitabında anlatır. Hüseyin Cahit Yalçın yetmiş dokuz yaşındadır, tutuklanır cezaevinin yolunu tutar. Demokrat Partinin başlangıç yıllarıdır o zamanlar, eleştirilmeğe karşıdır, burnu havada Başbakanın ve bu tutuklamalar artacaktır bin dokuz yüz atmış yılına geldiğimizde. Ben on dört yaşındayım, Ankara iyice gergin. Akşam sokağa çıkma yasağı var, 29 Nisan Hukuk Fakültesi olaylarından sonra. Gazeteler tek haber kaynağımız, elimize aldığımızda bazı yerler boş, yazı çıkarılmış, basılmadan önce izin alınacak, uygun görülmeyenler çıkarılıyor baskı kalıbından. Sansüre alıştık, merak ediyoruz acaba ne yazılmıştı diye? Radyolar ayrı, İstanbul Ankara ayrı ayrı çalışıyor ama Başbakanın kontrolünde. Anadolu, Radyoyu dinlediğinde, ‘Memleket güllük gülistanlık’ üstelik her haber sonunda, uzun uzun ‘Vatan Cephesine’ girenler okunuyor, gerçekte giren yok, isimler telefon rehberlerinden. (Ülkeyi Cephelere ayırmanın ilk başlangıcı)

Kısaca özetledim o günlerde yaşadıklarımızı. İşte o günlerde kulaktan kulağa yayılmağa başladı, herkes birbirine fısıldıyordu, 555K diyerek. Evet, beşinci ayın beşinci günü Kızılay’da saat beşte. Cep telefonunun bulunmasına kırk yıl varken Ankara gençliği çoktan hazırlanmıştı, buluşmağa.

Siyasi tarihimizde ‘Demokrat Parti’nin sonunu hazırlayan en büyük katılımlı bu buluşma, kol kola girerek kenetlenen gençliğin ‘Protesto’ yürüyüşüydü.   Pilevne Marşının tüm sözleri değiştirilmişti, önce sessiz bir uğultu halinde başlıyorlar sonra alta aldığım sözlerle devam ediyorlardı.

Olur mu böyle olur mu?

Kardeş kardeşi vurur mu?

Kahrolası diktatörler.

Bu dünya size kalır mı?

Kızılırmak akmam diyor.

Etrafını yıkmam diyor.

Ünü büyük İsmet Paşa

Ben sözümden dönmem diyor.’

Alta aldığım fotoğraf o günlerde Kızılay’da çekilmiş.

Başbakan Adnan Menderes, tüm uyarılara karşın ısrarla Kızılay’a gidiyor ve aracı bir anda sarılıyor, arabadan çıkan Başbakanın yakasına yapışan gençler, ‘Hürriyet istiyoruz’ diye bağırırlar, Menderes’in zekice cevabı, ‘Başbakanın yakasını tutuyorsunuz, bundan daha büyük özgürlük olabilir mi’ olur. Sonrasında Başbakan orada bir özel arabaya bindirilerek ( Hürriyet Gazetesinin Ankara temsilcisi Emin Karakuş’un arabası) uzaklaştırılacaktır. Fotoğraf o anlarda çekilmiş.

Bir devrin sonunu hazırlayan ‘Büyük Protesto Yürüyüşünün’ üzerinden tam atmış beş yıl geçmiş.

Yazımızı, O günleri yaşayanlardan Cemal Süreyya’nın dizeleri ile sonlandıralım.

555k 

Şimdi bursada ipek çeken kızlar
Bir karasevda halinde söylemektedir:
Görmeğe alıştığımız nice yazlar
Kimleri alıp götürdüler ama kimleri
Karanfil bıyıklı genç teğmenleri
Ak saçlı profesörleri, öğrencileri
Adları şuramıza işlemektedir
Ah dayanmaz dayanmaz bakmaya gözler
Bir karasevda halinde söylemektedir
Şimdi bursada ipek çeken kızlar

Şimdi erzurumda çift sürenlerin
Geçit vermez kaşlarının altında
Derindir, ıssızdır, korkunçtur gözleri
Sabanın demiri girdikçe toprağa
Hınçlarını gömmektedir içine yerin.
Çünkü millet hayınları ankaralarda
Çünkü izmirlerde, çünkü istanbullarda
Çünkü başka yerlerinde memleketin
Kanına girdiler masum gençlerin
İşte onun için karanlıktır gözleri
Şimdi erzurumda çift sürenlerin.

Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz
Gündüzü kısalttılar geceyi uzattılar
Şimdi acının ve hüznün göklerinde
Umudun yıldızı sarı yıldız mavi yıldız
Uykumuzun bir ucunda bombalar
Bir ucunda hürriyet inancı sabaha kadar
İngiliz usulü piyade tüfekleriyle
İnsanca yaşamanın onuru arasında
Milletcek bir gidip bir geliyoruz
Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz

Şimdi ay doğar bulutlar arasından
Kavat derebeyleri yüreksiz bolu beyleri
Hırsızlar, yüzde oncular, kumar erleri
Cebren ve hile ile haklarımızı alan
Zulmü ve alçaklığı yöneten murdar üçgen
Biliyor musunuz bir orman gelişiyor şimdi
Türküleri duyuyor musunuz nice derin
Yakılmış çoban ateşleriyle dağlarda
Karanlığı tutuşturup bir köşesinden
Geceyi gündüze çevirenlerin

Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.

                                                              Cemal Süreya

Sağlıkla kalmanız dileklerimle.

M.  Meran  Pakel

Dalyan, 05.05.2025

396  (15/25)

Leave a comment