Yukarıda gördüğünüz illüstrasyon 1867 yılında yaşanan olayın çizimi. Arka planda İstanbul’da Beyazıt Camisi, solunda Beyazıt Kulesi görülüyor. Meydanda gerçekleşen bir idam sahnesinin çizimi. İdam edilen kişi sıradan basit bir adam değil, genç yakışıklı Osmanlı Yüzbaşısı, bir soylu, Kuzey Kafkasya Çerkezlerinden, üstelik yaralı (Yaralarını sarmak isteyen Doktoru ‘Nasıl olsa asılacağım’ diyerek geri gönderdiğini yazıyor Tarihçiler). İdam resimde gördüğünüz kalabalığın önünde değil, apar topar 16 Haziranı on yedisine bağlayan gece, sabaha karşı gerçekleştiriliyor. Sabah meydanda toplanan kalabalık, genç adamın yüzünde gerginlik ve korku yerine hafif bir gülümseme görüyorlar. Rahat görünmesinin nedeni belki de görevini yerine getirmesi olabilir mi? bilmiyoruz. Üzerine iliştirilen ‘ölüm kararında’ öldürdüğü adamların isimleri var. İki tanesini halk hemen tanıyor, biri Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) diğeri ise Dış İşleri Bakanı, ölen diğerleri fazla duyulmamış. İngiltere’de haftalık yayınlanan ‘The İllustrated London News’ 24 Haziran sayısında baş sayfasından duyuruyor.

Alta aldığım çizimde gördüğünüz yirmi allı yaşındaki Dzeyş’in Çerkes prensi İsmail Bey’in oğlu Osmanlı Yüzbaşısı Hasan neden vurmuştu Bakanları?

Kimi Tarihçiler ablasına yapılanlar karşısında haksızlığa dayanamadığı, ‘Namus ve Şeref’ meselesi olarak kabul ettiğini yazıyorlar. Katılıyorum, o ablasının ‘öcünü’ almıştı. Ablası Neşerek Osmanlı Sultanı Abdülaziz’in eşiydi.

Yukarıda gördüğünüz Neşerek Sultana ait olduğu söylenen sosyal medyada yayınlanan fotoğrafı. Zevş-Barakay Soylusu Neşerek, 1868 yılında Abdülaziz ile evlendiğinde yirmi yaşındaydı. Bir erkek bir de kız çocuğu oldu. ( Yirmi altı yaşında bu Dünyadan ayrılan Neşerek’in hamile olduğunu, ‘Darbeciler’ tarafından zorla kürtaj yapıldığı, ölüm nedeninin bu şekilde olduğunu yazan Tarihçiler var)
Şimdi burada bir ara verelim. Otuz Mayıs günü zorla Abdülaziz’i ‘tahttan indiren’ darbeciler kimdi?
Bir soru daha soralım, ‘Mithat Paşa’yı nasıl tanırsınız? Bize okutulan Tarihte, iyi Devlet adamı, Ziraat bankasının kurucusu olduğu yazılıdır. Abdülaziz’i deviren ve sonrasında ortadan kaldıran ‘Darbecilerin’ başında olduğu nedense hiç söylenmez. Neyse, biz devam edelim, otuz Mayıs Darbe gecesi, İstanbul’un yağmurlu ve soğuk olduğunu yazıyorlar. Saraydan apar topar çıkarılan Padişah ve ailesinin üstleri aranır Harbiye nazırının adamları tarafından. Sıra eşlerine gelince ‘Üzerlerinde mücevher’ sakladıkları söylenerek baştan aşağı aranır, bu Osmanlı Tarihinde o güne kadar görülmemiş ‘kadını küçültücü, onursuz’ olay Neşerek’e de uygulanır. Güzelliği ile ünlü Neşerek (Nesrin) Sultan’ın üstelik yüzünü ve bedenini örten büyük şalı çıkarılır. Başı ve omuzları açık sandala bindirilerek terk edilmiş, soğuk Topkapı Sarayına götürülürler. (Doğru dürüst eşyanın olmadığı bu sarayda ısıtma olmadığı gibi üzerlerine alacakları bir battaniye bile olmadığını yazar tarihçiler. Daha sonra oradan Feriye sarayına götürüleceklerdir) Zaten rahatsız olduğu yazılan Neşerek Sultan, bu olaydan on gün sonra hayatını kaybeder.
Ablasının ölümünden dört gün sonra Hasan, tam gece yarısı Mithat Paşa’nın Beyazıt’ta bulunan Konağına gelir. Köşkte bütün Bakanlar toplanmış ziyafettedir. Yemek salonuna girer ve önce Harbiye Nazırı Hüseyin Avni Paşa’yı vurur, sonrasında Mithat Paşa ve diğer bakanlar odalara kaçarken, Dış İşleri Bakanı Raşit Paşayı öldürür. Mithat Paşa’nın hizmetkarı Ahmet Ağa’yı vurur. Odalara kaçan Bakanların peşinden gitse de giremez. Bu arada köşke gelen zaptiyelere, ‘Ben askerime ateş etmem’ diyerek üzerinde taşıdığı beş tabancasını teslim eder, ancak kendisine hakaret eden zaptiyelerin başındaki kolağası Şükrü Beyi çizmesinde sakladığı altıncı tabancası ile çeker vurur. Bu olayda bir de zaptiye vurulur. Toplamda kimi Tarihçilere göre beş, kimilerine göre altı kişiyi vurmuştu Çerkez Hasan.
‘Şeref meselesi’ olarak yaptığı ve tek başına işlediği yazılı ifadesinde.
İstanbul halkı bu olayı unutmadı, Çerkez Hasan’ı haklı buldular, o yıllarda onun için bir ağıt-şarkı dillerde dolaştı.
Aksaray’dan kar geliyor, ben sandım ki yar geliyor.
Çıktım baktım pencereye
Çerkes Hasan can veriyor.
Beyazıt’tır meydan yeri, Hanımların seyran yeri
Çerkes Hasan’ı astılar
Sol yanında ferman yeri.
Ablasının ‘öcünü’ almıştı Hasan ama Abdülaziz’in ‘Öcünü’ kim alacaktı? Onu da ilerde size aktarmak sözü ile Sağlık ve Güzel günlerde buluşalım.
M. Meran Pakel
Dalyan, 11.12.2025
424 (43/25)
