Bir Şehir Bir İnsan

Yukarıda gördüğünüz şehir İtalya’nın güneyindeki Sicilya adasının doğusunda, ben görmedim ama görenler güzel olduğunu söylüyorlar. Geçen sene yaklaşık 122 bin nüfuslu bu yerleşim yeri MÖ 300 yıllarında sadece 3000 kişinin yaşadığı, sağlam surlarla çevrili, korunaklı bir liman şehriydi. Bu şehir yetiştirdiği bilim adamıyla birlikte anılıyor. Sirakuza ve Arşimed. Olayı hepiniz duymuşsunuzdur ama bir defa daha anlatmak zorundayım. Sirakuza kralı Hieron kendisine taç yaptırmak için belli bir ağırlıkta ( kg ve gramın bulunmasına daha yüzyıllar var ) altını şehirdeki kuyumcuya verir, ama içinde bir şüphe… Ya altından çalar ve başka metal karıştırırsa? Kral bu görevi Arşimed’e verir. Arşimed hidrostatiğin birinci kuralını hamamda bulduğunda yarı çıplak dışarı fırlar ve “Buldum..Buldum” diyerek, bağırarak koşar. Sonuçta kuyumcunun suçlu olduğu anlaşılır ve ölümle cezalandırılır. O günlerde Sirakuza ticaretle uğraşan küçük bir şehir ve herkes birbirini tanıyor. Şimdi sorum şu; Siz Arşimed’in yerinde olsaydınız, bulduğunuz şey ne olursa olsun sonunda bir kişiyi ölüme götürecekse ve bu küçük şehirde, topu topu dört beş kuyumcunun olduğunu ve onun konuştuğunuz, rastladığınız insanlardan birisi olduğunu düşünecek olursak…Bir tarafta bilim, öbür tarafta bir insanın hayatı, sizce hangisi daha değerli? Arşimedin bulduğu Hidrostatik kurallar ondan sonra bir başkası tarafından kesinlikle bulunacaktı, ama giden insanı yerine hiç bir bilim koyamazdı..

Bugün bile okullarda anlatılan bu olay gerçekte böyle olmadı. Nereden mi biliyorum? Üç kuruşluk bilgimle, rahatlıkla söyleyebilirim o devirde altından bir miktarını alıp farklı yoğunlukta örneğin bakırla onu denk hale getiremezsiniz (hassas terazinin bulunmasına en az bin sene var) İkincisi henüz metalürji bilimi ortada yokken, ve dökümün olmadığı yani ergitme işleminin bilinmediği yıllarda 1800 derece gibi yüksek sıcaklık isteyen altını eritmeniz zordan da öte, ve en son olarak da Arşimed’in yaşadığı yıllarda altın alaşımları henüz bilinmiyordu. Altın çok yumuşak bir madendir ve o yıllarda kullanımı, saf altının “dövme” işçiliğidir. Kuyumcular sadece Desen ve motiflerle süslerler. En güzel örneği hemen hemen aynı yıllardaki, yapraklarla bezeli Jül Sezar’ın tacıdır.

“Bana bir dayanak noktası verin Dünyayı yerinden oynatayım” diyen bu bilim insanı hakkındaki bu uydurma hikaye belki bir gün değiştirilir ve onun üzerindeki arkadaşının ölümüne neden olduğu yalanı ortadan silinir.

M Meran Pakel

Dalyan 27.03.2019

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s