Torundan Dedeye Kalan Miras…

Mantıksız başlığıma aldırmayın, yazıyı okuyunca bunun da olabileceğine eminim siz de inanacaksınız. Bugün size anlatacağım kişi İsviçre’nin Fransa sınırlarına yakın Alplerin Jura bölümünde küçük bir kasabada doğdu. Ona Charles-Edouard adını verdiler, aile soy adı eklenince, Charles-Edouard Jeanneret-Gris uzun adına ulaştı. Babası saat süslemeleri yapan bir sanatkardı. Küçük Charles hep bir sanatçı olmayı düşledi, bu nedenle Lokal Sanat okuluna gitti. İlgi alanı görsel sanatlar ve resimdi. Okulda yapı derslerine gelen bir mimar hayatının değişmesine neden oldu. Kendi ifadesi ile alıyorum. “..on altı yaşımdaydım, mimariden ve mimarlardan çok korkuyordum.” Söylediği gibi olmadı o doğru dürüst mimari eğitimi almadan mimar oldu. Neyse, bıraktığımız yerden devam edelim. Bulunduğu şehirden ilk defa 1907 yılının Eylül ayında ayrıldı, İtalya’yı, Budapeşte’yi, Viyana’yı gezdi. Gittiği her yerde çizimler yapıyor, notlar tutuyordu. Bir sonraki seyahatini Balkanlar ve Osmanlı topraklarına yaptı. En üste aldığım ‘Science et Vie’ ellinci yıl özel sayısını Einstein ve ona ayırmıştı. Aşağıya bu derginin o sayısındaki, çizimlerinden bir kaçını alıyorum.

1911 yılında, yirmi dört yaşında çok zor şartlarda gezdiği Edirne, İstanbul ve Bursa’dan, bir çok çizim ve sulu boya resimlerle döndü. Aşağıya bu resimlerden birisini, değerli öğretim üyemiz Prof. Dr. Enis Kortan’ın kendi kitabına kapak yaptığı çizimi alıyorum.

1920’li yıllara geldiğimizde o artık kendini kanıtlamış, sanatçı ressam bir mimar olmuştu. Ve belki de çok sevdiği dedesini herkesin unutmaması için onun adını kendine ad olarak aldı. Dünya artık onu ‘Le Corbusier’ olarak tanıyacaktı.

Mimariye kendi deyişi ile ”purite” (saflık) getiren mekanlarda açıklık, ışık kazandıran Le Corbusier’e, ileriyi gören büyük önderimiz Türkiye’ye gelmesi için bir mektup göndermiş, ama o bu teklifi kabul edemeyeceğini belirten bir mektup yazmıştı. 1948 yılında, atölyesinde kendisini ziyaret eden Şemsi Demiren’e söylediklerini aynen alıyorum.

“Eğer, hayatımın en büyük gafı ve en büyük taktik hatası olan o mektubu Atatürk’e yazmasaydım, bugün büyük rakibim Proust yerine güzel İstanbul şehrinin insanıyla ben uğraşacaktım. Bu mektupta devrim yapmış bir milletin en büyük devrimcisine İstanbul’u eski haliyle tozuyla toprağı ile bırakmasını tavsiye ediyordum. Ne büyük hata yaptığımı sonradan anladım.”

1961 yılında TİME dergisinin ona ayırdığı sayısı

Dünyanın her tarafında eserler bıraktı, hep dedesinin adıyla. New York daki Birleşmiş Milletler binasının dört mimarından birisiydi. Üçü okullu Mimar sonunda onun fikirleri ile binayı şekillendirdiler.

BM Binası, New YOrk resimde görülen ünlü genel sekreter Dag Hammarskjold

Onun bazı eserlerini aşağıya alıyorum.

Moskova 1950 li yıllar,Tsentrosoyuz Binası

Akademik eğitime karşıydı. Mimarinin doğa, resim ve sanatın bileşimi olduğunu her seferinde yineliyordu. 1948 yılında İstanbul’a geldiğinde onu rıhtımda karşılayan DGS öğretim üyesi Halit Femir ve bir grup öğrenci üzgün bir şekilde onu hemen yakınındaki Akademiye götüremeyeceklerini, akademinin yandığını söylediğinde muzip bir şekilde gülmüş, “Akademi yandı mı ? Oh olsun. Akademi yanmalıydı. Akademi zihniyetini kovun…” sözleri bugün bir çok ressam arasında geçerli olan “akademi köreltir” sözlerinin çok seneler önce ifadesiydi belki de.

Türk insanını ve ülkemizi çok sevdiğini dinlenmek için yıllar önce çizdiği eskizlere bakarak, İstanbul’u hatırlayarak geçirdiğini söyleyen Corbusier on üç kitap yazdı, en son yazdığı kitabı özellikle bize ayırmıştı sanki. ‘Le voyage d’orient’. Hayatında 7 rakamının bir gizli bağı vardı sanki , 1887 yılında doğmuştu, ilk defa yurt dışına 1907 yılında çıkmıştı, 77 yaşında vefat etti. Ne garip rastlantıdır ki UNESCO 2016 yılının yedinci ayının on yedisinde onun yedi ülkede on yedi eserini koruma altına aldı.

Le Corbusier çalışırken ve doğal haliyle

Sözlerimi değerli eğitmenimiz Enis Kortan’ın yazdıkları ile bitiriyorum.

Yunanlı mimarlar, Akropolis’in toprağından sembolik bir miktarını onun mezarına konulmasına karar verdiler, Hintliler ise küllerinin kutsal Ganj nehrine serpilmesini istediler.

O kadar övdüğü Türk insanı onun için ne yaptı?

Bütün eserlerini dedesinin adına bırakan bu insanı size az da olsa tanıtmak istedim.

M. Meran Pakel

Karşıyaka, 06.11.2019

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s