Bir Zamanlar İstanbul’un renkli insanları (1)

Ben 1966 yılında, on dört sene sonra doğduğum kente okumak için tekrar döndüğümde önce Laleli sonra Kumkapı Nişanca ve Beyazıt Soğanağa mahallesinde kaldım. Okula gitmek için Beyazıt meydanına çıkar, M1 veya M4 numaralı Taksim otobüsünü beklerdim. Hafta sonları Beyoğlu’na çıkacağım zaman, Beyazıt meydanında Marmara sinemasının önünden Gedikpaşa yokuşunun başına kadar yürürdüm. Taksim dolmuşları bu yokuşun başından kalkardı. Daha önceleri çok gördüğüm ama hiç konuşmadığım Şevki Güney’i bu yokuşta tanıdım. Evet, o şehrin en popüler kişilerinden biriydi, herkes onu “Karıncaezmez” olarak tanıyordu. Kendisini tarif eden bir de şiir yazmıştı.

“Çiçek sever,

Esans Sürer,

Karınca ezmez,

Çarpar dağıtmaz

Vurur incitmez,

Acele iş istemez

30 km den fazla gitmez

Sarı kırmızılı renklerden dönmez

Şoför Şevki Güney…”

Yine kendi sözleriyle devam edelim.”30 yıl önceydi (röportaj 1959 da yapıldığına göre, 1929 olmalı) Yeşilköy’de bir köşkün bahçesinde sarılı kırmızılı bir Avrupa gülü gördüm, rengi öylesine çekiciydi ki,… Yanına yaklaştım, kokladım. Kokusu da çok güzeldi. İşte o gün ben de çiçek sevgisi, sarı kırmızı renk sevgisi,güzel koku sevgisi başladı.” Yolculuk boyunca hiç konuşmazdı, müşterisi ile en ufak bir hafif davranışını görmedim çok naif bir insandı. Ön camı ikiye bölen orta direğe arabanın içinde küçücük ince bir vazo yerleştirmişti. İçinde mevsimine göre çiçekler vardı karanfil, veya kasımpatı gibi, renklerini söylememe gerek yok.. Hayat mecmuasında yayınlanan yazı ile devam ediyorum. “Karıncaezmez çiçeksiz yaşayamaz, ceketinin üst cebine bir vazo yerleştirmiştir. içinde sarılı kırmızılı çiçekler olan vazonun suyunu günde üç dört defa değiştirir. Bundan 8-9 sene önce resmi bir yerde şoförlük yapıyormuş, cebindeki çiçeği gören bir amiri, ‘Çıkar Onu’ der demez vazo yerine kasketini çıkarıp işi bırakmış.”

Şevki Güney’e daha çok İstiklal Caddesinde rastlardım. Galatasaray Lisesini biraz geçince tam yolun kenarında durur. Aşağıya aldığım resimdeki gibi sağ eli havada heykel gibi saatlerce dururdu. Yüzü daima Çiçek pasajının yanındaki bir mağazaya doğru dönük olurdu. Öylece bakardı. Bu mağazanın adı “Evin” idi İki katlı şık bir mekandı. Oraya çakılı devamlı bakmasının nedeni ise belliydi. Bu mağaza, ön cephesi o günlerin en popüler malzemesi olan pleksiglas renkli ışıklı panellerle kaplanmıştı ve sadece iki renk kullanılmıştı. Evet, yanılmadınız sadece sarı ve kırmızı. “Karıncaezmez” adını ona devrin Emniyet Amiri koymuştu, pantolon paçalarını renkli çoraplarının içime sokan, sessiz, naif insanları çok arıyoruz.

M Meran Pakel

Dalyan, 08,03.2019

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s