İnsan Hayal Ettiği Müddetçe..

Aşağıdaki resimde gördüğünüz hanımı hiç tanımadım, kendisiyle karşılıklı konuşamadım. Öyle bir şansım olmadı, ama o çok yakınımdır, kayınvalidem Calibe ( Civaoğlu ) Gürman.

Fotoğraf öyle güzel bir zamana denk gelmiş, sigaranın dumanı tam yükselirken hayallere dalmış genç kadın ve yanında sevgili radyosu. Ben ve benim yaşıtlarım ‘radyo’ ile büyüdük. Evlerin en önemli, vazgeçilmez parçasıydı. Ama bir radyoya öyle kolayca sahip olamazdınız. Aşağıda örneklerini verdiğim reklamlardan kendinize bir model seçeceksiniz, eşe dosta danışacaksınız sonra alacaksınız, iş burada bitmiyor. Radyoyu kullanabilmek için ‘Ruhsat’ alacaksınız. Bugün komik gelebilir ama her radyonun PTT ye kayıtlı, açık renk kartona basılmış bir ruhsatı vardı. Her yıl harcını yatırmaya Bahçelievler üçüncü caddedeki PTT’ye ben giderdim, makbuzu da bu üçe katlanmış kartonun iç yüzüne iğnelerdim.

Radyo benim için çok özeldi. Evde yalnız kaldığım zamanlarda kurcalar, uzun dalganın uğultulu frekanslarının arasından gelen sinyalleri dinlerdim, bunun mors haberleşmesi olduğunu bile bilmeden uzun kısa “dıt dıt” ların arasında bir ses bulmaya çalışırdım. En rahat günüm Cumartesiydi. Annemlerin komşuya gitmesi benim için en sevdiğim program olan “çocuk saatini” rahatça tek başına dinlemem demekti.

“Çocuk saati… Hazırlayan Perihan Bakanoğlu”. Perihan öğretmen Ulubatlı Hasan İlkokulunun öğretmenlerindendi. Benim öğretmenim olmadı ama Ankara Bahçelievler’den çıkan bir çok sanatçıda emeği vardır. Fisun Önal dahil. Aşağıya, o günlerde (1950′ li yılların sonunda) dergi ve gazetelerde çıkan reklamları alıyorum.

Amcamın en sevdiği program ‘Yurttan sesler’ akşam üstü çalınan türkü ve fasıl müziği, dedemin ise Pazar sabahları yayınlanan Celal Şahin’in güldürü yayınıydı. Ortak yayına geçilmediği için İstanbul, Ankara ve İzmir radyoları ayrı ayrı kendi programlarını yapıyorlardı. Hepsinde ortak olan bir tek şey Anadolu Ajansının Haberleriydi, başka kaynak yoktu. “Anadolu Ajansından aldığımız habere göre” diye başlayıp süren spikerlerin sesi kadar diksiyonu da önemliydi, Güzel, doğru vurgularla konuşmayı bize onlar öğrettiler diyebilirim. On beş günde bir yayınlanan ‘Radyo Tiyatrosunun’ ayrı bir yeri vardır. “Anlatan Suat Taşer” diye başlar, oyuncuların adlarını sıralar, en sonunda “efekt” der ismini söylerdi. Oyunlar değişir ama efektin adı hiç değişmezdi. Bizim hayal dünyamızda oyunu canlandırmamız için gerekli yan sesleri verirdi, kapı gıcırtısı, telefonun çalması, gök gürültüsü gibi.. Yukarıdaki resimlerde görüldüğü gibi, başında toplanılırdı tiyatro saatlerinde, benim favorim olan ‘uzaya gidiyoruz’ adlı uzay hikayeleri anlatılan ve kelimelere zaman zaman derinlik kazandırmak için eko verilen özel fantastik bir macera yapımıydı. Her bölümde ayrı hikaye vardı, sonra birden yayından kaldırıldı. Hafta sonları spor saatini Kemal Deniz sunardı. Haberlerden sonra saatlerce okunan isim listesiyle o gün “Vatan Cephesine” geçenlerin kimler olduğunu, sonrasında 27 Mayıs Devriminin ilk anonsunu sabaha karşı davudi sesiyle Alpaslan Türkeş’in ağzından duyduk.

Lambalı olan bu radyoların lambası çok sık bozulur (yanar) radyo tamirciye giderdi. Yedek parça yurt dışından geliyor.. parçası yoksa yandık.. 60’lı yıllarda transistörlü radyolar çıktı. O ara Kore’den askerlik görevinden dönen Nahit Pakel (amcamın oğlu ) bana bir transistörlü radyo hediye etti. Koyu yeşil nefti renkli, sert plastik kaplı ve iki dalgalı bu radyo güçlü bir alıcıya sahipti, artık Avrupa yayınlarını bile dinleyebiliyordum.

1972 yılında evlendiğimde Divriği’de çalışıyordum, arkadaşlar birleşip bana hediye olarak ev tipi transistörlü radyo almışlardı, düşünün o kadar kıymetliydi. Tabii bizim hayal ufkumuzu açan sadece radyo değildi. Hangimiz aşağıdaki resimdeki genç kadın gibi plakların arasına dalıp kaybolmadık ki ?

Sizi bilmem ama bugün bile benim favorim radyodur, onu dinlerken dalar giderim.. bugün en hızlı haberleşme araçlarının, görüntülü telefonların, uydu kanalların olduğu bir dünyada yine de en güvenli haberleşmenin radyo dalgaları ile ve Mors alfabesi ile verildiğini, İngiliz ajanlarının bunu kullandığını eski ajanlar, yazarlar Fleming, Mc Lean yazdılar.. Biliyor muydunuz. ?

M. Meran Pakel

Dalyan, 24.05.2019

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s