Ankara’nın Yaşayan en Küçük Görsel Sanat Mekanı

Ankara, ellili yıllarda, sanat olaylarında Türkiye’nin kalbiydi dersek, biliyorum İstanbul’lu sanatçılar alınacak ama, sözlerim “akademik” olarak . Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Tiyatro bölümü ve Devlet Konservatuarı’nın Ankara’da durmadan sanatçı yetiştirdiklerini göz ardı etmememiz lazım. İstanbul Şehir Tiyatroları dışında tüm özel tiyatroların ekonomik sıkıntıları, onları halkın isteğine göre oyun sergilemeye zorluyor, oysa Devlet Tiyatrolarında seyirci sayısı düşünülmeden rahatça oyun seçimi planlanabiliyordu. Shakespeare’in tragedyalarını İstanbul sergilemeye çekinirken, Ankara’da sahneleniyor ve bu oyunlarla birlikte seyirci günden güne bilgileniyordu. Ayrıca önemli bir karar alınmıştı, her sene belli sayıda Türk oyun yazarlarının eserleri sahnelenecekti. Çetin Altan, Cahit Atay, Turgut Özakman’ın oyunlarını hep ilk defa bu sahnelerde seyrettim. Ama bir tane yazar benim için çok daha ilgi çekiciydi. İlkokulda sınıf arkadaşım olan Bora’nın babasının esas mesleği çocuk doktoruydu, ama bir yandan tiyatro oyunları yazıyordu. Evleri okula çok yakındı. Dr. Orhan Asena. ( Yaşadığı evin kapısına bir plaket koyarak en azından yaşatıyorlar.) Neyse, konudan uzaklaşmayalım. Sahnede konuşmalar çok düzgün bir Türkçe ile oynanıyordu, üzülerek söylemem gerekirse, altmışlı yıllarda geldiğim İstanbul’da tiyatrolarda uzun müddet yabancılık çektim, o kadar hızlı ve sokak konuşması şeklindeydi ki dikkatli takip etmezseniz oyunu kaçırıyorsunuz. Ankara’ya ilk tiyatro salonu 1928-1930 yılları arasında yapılmıştır. Aşağıya resmini aldığım İkinci Vakıf binalarının alt katı ilk tiyatromuzdur. ( Tabii Cebeci’deki konservatuarın Deneme sahnesini, Halkevlerinin sahnelerini ve Köy Enstitülerindeki salonları da unutmamak kaydıyla ) Mimar Kemalettin beyin bu binasından üç sene sonra Başkent Ankara modern bir opera binasına kavuştu. Bina hem opera hem de tiyatro olarak kullanılacaktı. Binalar yapıldı ama gerçek anlamda kullanılmaları epey zaman aldı. Okullara müzik öğretmeni yetiştirmek üzere 1924 yılında kurulan “Musiki Muallim Mektebi” nin konservatuara dönüşmesi ve sanatçı yetiştirmesi epey zaman aldı.

1934 Yılında bitirilen Opera ve Sergi Evi

Yapılan opera binası “Sergi Salonu” olarak kullanıldı. 1940 lı yılların ortalarında Muhsin Ertuğrul’un Devlet Tiyatrolarının Genel Müdürü olmasından sonra gösterime açılabildi. İkinci olarak, on yedi yıl önce, bu amaçla yapılmış Vakıf binalarının altındaki salona “Küçük Tiyatro” adı verildi. Ankara’nın kültüre yatkın seyircisine bu da yetişmedi. Uzun zamandır kapalı duran Halkevi binası ve salonu düzenlenerek “Üçüncü Tiyatro” olarak açıldı, Tarih Şubat 1956 yı gösteriyordu. Gece yarısı tiyatrodan çıkan seyirciler için ulaşım sorun değildi. Evet, o günlerde Metro yoktu ama Belediye her semte gidecek seyirciler için otobüsleri çıkışın önünde hazır bekletiyordu. Başkent’te sadece üç salon varken İstanbul’da ondan fazla özel tiyatro vardı o günlerde, ama Devlet Tiyatrosu kararlıydı, Sanatsal ve nitelikli oyunları sergilemeye. Ve yazımıza konu olan en küçük sahneyi yani “Oda Tiyatrosu”nu 1956 sezonun açılışı ile birlikte 5 Ekim günü başlattı.

Bu gördüğünüz bina, arkasındaki Banka ve caddenin sonundaki köşede bulunan Osmanlı Bankası, Cumhuriyetin ilk binaları. Aşağıdaki resim yeni.

Sağ taraftaki beyaz, yeni bina Merkez Bankasına ek olarak sonradan yapıldı. Altmışlı yıllarda, yerinde yanındaki Devlet Tiyatrosunun çizgilerinde, adeta ikizi imiş gibi duran çok güzel bir otel vardı. Giriş kapısı binanın arkasındaki sokaktaydı. Ön cephe, küçük yuvarlak balkonlarıyla, yeşillikler içindeki Gençlik parkına ve yükselen fıskiyesine bakıyordu. Adı Belvü Palas’tı. Zeki Müren’in, Ankara’da konserler vereceği zaman devamlı kaldığı mekandı. Şimdi oradan geçenler sağdaki binanın güzelliğinin karşısında soğuk sert çizgili binanın uyumsuzluğunu görüyorlar mı acaba ? Neyse gidenleri bırakalım devam edelim. 1950 ortalarından başlayarak , 1960 başlarında bizim o korkunç günleri yaşamadığımız İkinci büyük Savaşın çocukları artık genç düşünürler, yazarlar olmuşlardı. Durmadan yazıyor ve düşüncelerini özgürce söylüyorlardı. İşte bu sinirli, gelecek için karamsar yeni genç tiyatro yazarlarından birisi de İngiliz oyun yazarı John Osborne idi. Aşağıya salonun güncel bir resmini aldığım, Oda tiyatrosu sadece oniki sıralı ve altmış kişilikti, yani bir okulun müsamere salonundan bile küçüktü.

5 Ekim’de salona gelenler şaşırdılar, oturma yerlerine ancak bir taraftan girebiliyordunuz ve sahne küçücüktü. Buna karşılık sadece iki kişinin oynadığı “Bir Yastıkta” oyunu bittiğinde çılgınca alkışladılar, oyun sadece özel olarak onlar için oynanmış gibiydi . Bu oyunu yukarıda bahsettiğim gibi yeni yazarların oyunları takip etti. “Look Back in Anger” Londra’da oynanırken bizde “Öfke” adıyla burada sahnelendi. Bu ufak salon bugün altmış yaşını geçti. Yaşayan en ufak tiyatromuz olarak devam ediyor.

M. Meran Pakel

Dalyan, 10.06.2019

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s