Elazığ’dan Ankara’ya duyarlı bir insanın hikayesi

Yukarıdaki fotoğraf Keban Barajından, yaklaşık bir yılım bu barajda geçti. Çok güzel günler ve anılarla ayrıldım, ülkenin Fırat üzerinde ilk barajıdır bu. Yetmişli yılların sonuna doğru tamamlandı. İşte hikayemiz bu baraj yapılmadan yaklaşık elli yıl öncesine uzanıyor. 1927 yılında karlı kasım günlerinden birinde, küçücük bebe doğdu bu topraklarda, oranın suyu ve havasıyla büyüdü, ilkokul çağına geldiğinde babası Elazığ’ın tek kitapçısından aldığı alfabeyi önüne koydu. Çocuk kapak resmini daha önce yazdığım ilk grafikercimiz İhap Hulusi Görey’in yaptığı bu alfabeye dikkatle baktı. Sonra babasına sordu “Bu kim ?” “Atatürk, Atamız.” “peki yanındaki çocuk?”, “O da Ülkü”.

“Çocuğu mu?” diye sordu. Babası düşündü kelimeleri seçerek cevapladı. “Hayır, o ülkenin geleceği, tüm çocuklar, yani sensin evladım”. Alfabeyi göğsüne bastırdı, dikkatle bakıyordu. tekrar, “Ya bu arkadaki kayalık yer” “Orası Ankara, Başkentimiz”. Böyle başlamıştı küçük Elazığ’lı çocuğun okul ve eğitim hayatı. Ortaokul, lise hep Elazığ. Liseyi bitirdi ve İstanbul Teknik Üniversitesini kazandı. Mimar olarak 1949 yılında üniversiteyi bitirdi. Alfabenin kapağında gördüğü Ankara’da çalışıyordu artık, önce PTT, sonra Bayındırlık Bakanlığı, ama o mimarlığın yanına bir şeyler katmak istiyordu, Fransa’ya gitti, Sorbonne’da okudu. Artık o, bir ‘Şehircilik uzmanıydı’. Başarılar üst üste geldi, İslamabad için yaptığı proje ‘Ağa Han Mimarlık ödülünü’ kazandırmıştı. Bu ara siyasetten de uzak durmadı, 1964-68 yılları arasında Mimarlar Odasının Şube Başkanlığını yaptı. O sıralar Ankara’da yaşayanlar bilir, Kızılay’ın ortasında hiç kapanmayan bir ‘Utanç Çukuru’ vardı. Belediye Başkanı Ekrem Barlas, orta yeri oyulmuş ama öyle duran bir çukurla Ankara’lıları baş başa bırakmıştı.

Altmışlı yıllar, Emek İş hanı inşaatı henüz bitmemiş, Set Kafeterya açılmamış ve çukur kazılmamış haliyle

Altmışlı yıllarda, “yetmiş sente muhtacız” diyen bir başbakan ve sağ-sol çatışmasının alevlendiği ortam…1973 yılındaki Belediye seçimlerini yüzde 67 oyla kazanan bu mimarın adı ‘Vedat Dalokay’ idi. İlk defa Alfabenin kapağında gördüğü şehre, bu sefer onu düzeltmek için geliyordu.

Başkent Ankara, Hermann Jansen’den sonra ilk defa yine bir mimara güvenmiş, ona şehri teslim etmişti.. bir farkla, Hermann’ı düşünen devlet, Vedat’ı ise ileriyi gören Halk getirmişti. Sadece bir dönem başkanlık yaptı (1974-77) . Bugünkü Ankara’nın uydu kentleri Batıkent, Çayyolu, Ümitköy onun projeleridir. Parklar derseniz Abdi İpekçi, Kuğulu Park, Seğmenler, Altınpark ve Kardeşlik parkı yine onundur. Bir sente muhtaç olduğumuz dönemde borçlanmadan, meydanlarla trafiği rahatlatan anlayış onundur. Bir önceki dönemde yapılan Demetevler için “Ben burada, bu çürük binalarda hiç bir insanın oturmasına, bu cinayete izin veremem” dedi ve izin vermedi. Sessiz sedasız başkanlıktan ayrıldı. Ama doğduğu toprakları, orada yaşayanları hiç unutmadı. Aşağıda gördüğünüz kitabı yazdı.

Dünya Çocuk yılı nedeniyle yazdığı bu kitap Keban Barajı gölünün altında kalan, onun için önemli, belki bizlere hiç bir şey ifade etmeyen Borkın köyünün ve Şalo bacı ile boynuzsuz, kar gibi beyaz keçisi Kolo’nun hikayesi.

“Kolo, dağların, çocukluğun, yok oluşun, Keban Barajının suları altında kalan Borkın köyünün inceden inceye ağıtı, anlattırdıkları hatırlattıklarıyla düşle gerçek arasında görünmez bir köprü…” böyle tariflemiş Dalokay, kitabı 1979 yılında ödülü kazandığında. Bu ince duyarlı insanı sizlerle hatırlamak istedim bugün…

M. Meran Pakel

Karşıyaka, 13.07.2019

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s