Kırk Yıl Yağmur Yağsa Su işlemez Mermere…Hayatta güvenilmez Berberlere…

Yukarıdaki çizimi internetten aldım, çizen mimarın adı okunamıyor. Bu, İstanbul’un Anadolu yakasındaki en güzel tren istasyonu. Bu sıradan görünümlü istasyon için “neden güzel?” derseniz, cevabım, “benim orada yaşadığım güzel anılardır” derim. Anadolu tarafındaki Kızıltoprak, Göztepe, Erenköy, Suadiye, Bostancı İstasyonları Fransız mimarlar tarafından tasarlandı, hepsinde ince bir zevk vardır. Anneannemin erkek kardeşi yani büyük dayım, Sait bey, Suriye’ye yerleşmişti, Osmanlı zamanında, oradan evlendi ve terk etmedi, Hemen her sene kız kardeşini ziyarete gelirdi, Erenköy’deki büyük bağ evine, ve çoğunlukla yaza denk geldiği için hep karşılaşırdık. Öğleden sonra serinliğe doğru, şapkasını giyer, bastonunu alır, beni elimden tutar, bu şık giyimli adamla ufacık bir çocuk bu istasyona gelirdik. Benim için büyük keyifti, çizimde görünmeyen ve bugün yerinde olmayan çınarın altındaki küçük Büfenin, (o zamanlar Fransızca’dan bozma ‘Büvet’ kelimesi ile yazılırdı ) masalarından birine otururduk. Ev yapımı soğuk limonatamı içerken, o da kahvesini yudumlardı. Çocukluğumun yazlarını geçirdiğim Erenköy’e bu sene yine uğradım, aşağıdaki resim çarşının son hali.

Çocukluğumda, ortada, istasyona yakın bir tulumba vardı, at arabaları sıra sıra burada trenden inecek insanları beklerdi ve en çok pazar kurulduğu günler burası cıvıl cıvıl hareketli olurdu. Bütün bunları anlatmamın nedeni, benim ilk berberimin burada olması… bu çarşıda sol tarafta yeşil ağaçlarla kaplı yerdeydi. O kadar küçüktüm ki, koltuğun kol dayanan yerine tahta koyardı, beyazlar içindeki yaşlı berber ve ben korkardım, her çocuk gibi… berberi iğneci ve doktorla özleştirerek. Bildiğim ikinci berberim, Ankara’da yedinci caddenin sonuna doğru, sağ tarafta bir binanın altında, bir tarafında Işık kitabevi diğerinde Kemal Usta’nın berber dükkanı. Işık Kitapevinin sahibi Güneri beyin kızı da benimle aynı ilkokulda okuyordu, çoğunlukla babasına yardım ederdi. Kemal ustanın yanında iki kalfası vardı. Salim ve Mahir adında. O günlerden hatırladığım kadarıyla aşağıya çizimi alıyorum.

Berbere gittiğimde hangisi denk gelirse o kesiyor, benim elime tutuşturulan ‘Akbaba’ dergisine daldığımdan her seferinde “biraz kısaltın” sözümün “tamamen kısaltın” olarak uygulandığını görüyordum. Bir gün hiç beklemediğim bir sorunla karşılaştım, iki kalfa da Kemal Ustanın yanından ayrılmışlardı. Çok geçmeden Salim yolun karşı sırasında, Mahir ise şimdi Taksilerin durduğu köşenin biraz daha ilerisinde dükkan açtı. Ben haksızlık etmemek için bir ona bir ona gidiyordum, çocuk yüreğimle, ama gönlüm Mahir’den yanaydı. Salim siyah gür saçlı, bıyıklı, her zaman önlüklü ve ciddiydi. Mahir ise sarışın kumral arası, kıvırcık saçlı, daha bıçkındı. Salim’in dükkanı ciddi ve derli topluydu. Mahir’inki ise tersi. Mahir’i seçmemin sebebi, her seferinde bir olay, bir macera mutlaka vardı. Akvaryumu vardı, meraklıydı, ama ertesi sefer gittiğimde tam olayın üstüne gitmiş olmalıyım, yerlerde cam kırıkları… akvaryum parçalanmıştı. İçimdeki macera isteği beni oraya çekiyordu, gelenler de Bahçelinin bıçkınlarıydı, çoğu zaman. İstanbul’a okumaya gittiğimde onlardan koptum. İstanbul’daki berberim kaldığım semtte, yani Beyazıt’ta ünlü ‘Küllük’ kahvesini geçince, çarşı dükkanlarının olduğu yerde yine bir kitapçının yanındaydı. Bu kadar uzun girişten sonra anlatacağım hikaye burada geçti.

O gün sabah dersim yoktu, fırsat diyerek berbere gitmeye karar verdim. Dükkana girdiğimde tek bir adamın sakal tıraşı bitmek üzereydi. Sessizce bekledim. Usta orta boylu, sakin, fazla konuşmayan birisiydi. İşini bitirdi, adam çıktı. Dikkat ettim, sabah sabah usta sinirli gibiydi. “Nasılsın?” dememle başladı söylenmeye, “On beş günde bir gelir, ama geldiği günler beni sinir eder.” “Neden ?” diye korkarak sordum. beyaz örtüyü üstüme yerleştirirken sinirden elleri titriyordu. “Kusura bakma! Ne zaman bu adam gelse böyle oluyorum, bütün sinirlerim boşanıyor”. Makası eline aldı, tam kesmeye başlayacak, kapıda az önce çıkan adam belirdi. Eliyle yüzünün bir yerini gösterdi, “Usta şurada biraz kalmış galiba”. Usta ses etmedi, başını salladı, makası bıraktı. Bir tasta sabunu köpürttü, fırçayla yüzünün orasına sürdü. Usturasını uzun uzun biledi “Tamam şimdi adamı götürecek” diye korkmadım desem yalan olur. Sessizce ayakta tıraş etti. Adam çıktı, gitti. Usta derin bir nefes aldı. “Bak şimdi saat tut, beş dakika sonra yine gelir. Yine bir yerini gösterir. La havle”. Daha tıraşa başlamamış, şeytan diyor “kalk, bir şeyler uydur ve kaç”. Makası aldı. “Çok az üstünden al” diyebildim. Değil beş dakika, az sonra yine göründü kapıda. “Usta şurası da elime değiyor biraz…” Ben artık kesin diyorum, bu sefer bir olaya şahit olacağım. Bir şey değil karakola düşsek bir sopa da ben yiyeceğim. ‘Teknik Üniversiteli’ dedin miydi bir dayak da sen yiyorsun karakolda. Adam çıktı gitti. O gün kaç defa geldi saymadım, ama şeytanın dediğini yaptım. “Derse geç kalıyorum” diyerek yarımyamalak bıraktırdım.. Bir iki gün gazetelerdeki haberlerde aradım, çok şükür olay olmamıştı. En son tıraşımı askerde yedek subay iken oldum. O gün bu gündür, berbere gitmiyorum. Diyeceksiniz ki “saçların yere mi değiyor?”, hayır, zaten istediğim gibi hiç bir zaman kestiremedim, kendim kesmeye başladım, tam kırk beş sene olmuş, berberlere güvenmeyeli. Bu son gezimde Kadıköy çarşısında bir berber gördüm, tıpkı çocukluğumdaki gibi sembolleri ile beni geçmişe ve bu yazıya götüren resmi sizlerle paylaşıyorum.

M. Meran Pakel

Karşıyaka, 29.07.2019

1 Comment

  1. Bugün için de teşekkürler. Çocukluğumdaki motorlu tren ile İstanbul seyahatlarimin beni en çok heyecanlandıran yanı,sabırsızlıkla seyahati iple çekmemin nedeni olan Erenköy İstasyonunu anılarımda canlandırdığınız için teşekkürler. Benim için sadece pitoresk bir görüntü olmasına rağmen oradaki köşkler, morsalkımlar çocukuğumu güzel hatırlatan anılar. İçinde yaşamak ise mükemmel ama anıları dayanılmaz olmalı. Selamlar

    Ece ÇALIKOĞLU

    ________________________________

    Liked by 1 person

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s