Arabistan Sıcağında, bir Baba ve Oğlu

1981 yılından 1985 yılının sonuna kadar Arabistan’ın Mekke şehrinde çalıştım. Yukarıya aldığım resim o günlerden kalma. Aşağıdaki resimdeki adam ise bir sivil polis, rütbesi üstçavuş. adı Hamid Şerif.

Suudlu olan bu yanık tenli adamla beş sene hemen hemen her gün beraber çalıştık. O biraz Türkçe öğrendi biz biraz Arapça. Görevi, bizim kullandığımız patlayıcı maddelerle ilgili, devletin sorumlu adamı bize nezaret etmekle görevli, benim işimse şehir içinde ‘patlayıcı madde’ yani dinamit kullanmak. Şeriatın geçerli olduğu bu ülkede kural ‘kana kan’ kuralı yani en ufak bir insana zararda aynısının başıma geleceğini bilerek, dünyanın en sert kayalarından olan ‘Mekke Granitlerini’ patlatarak şehir içindeki yapılacak olan tünellerin yerlerini açıyorum. Evlere ve insanlara ne kadar yakın olduğumu göstermek için bir resim ekliyorum.

Bitmiş bu kazı ilk başladığında en üstteki evin hemen yanında dinamiti patlatmıştık. Şimdi anlatacağım hikaye işte bu şehirde yaşandı. Mekke, dağların arasına sıkışmış bir şehirdir. Arazi çok kıymetlidir, yanılmıyorsan 1984 yılında bir prensin Kabe’ye inen yol kenarındaki kayalık arazisini, bina yapılabilmesi için düzeltme işine başladık. Kontrol mühendisimiz bir mimar, İstanbul’lu çok kibar, efendi, gün görmüş bir insan. Yolun üstünde küçük bir ofisi var, her gün yanına uğruyorum. Eşi ve İstanbul’dan gelen oğluyla birlikte şehir dışında, lojmanlarda kaldıklarını biliyorum. Her sabah bana dert yanıyor. “Yine olay çıktı.” diyerek başlıyor. Her seferinde oğlundan şikayet ediyor. Artık alıştım, sabah onu görünce bekliyorum anlatacaklarını. “Kahvaltıya oturduk. Yine zırıltı çıktı. Kalktı. Ne yapacağım bilmiyorum..” dayanamadım “Orhan abi istersen benim yanımda biraz çalışsın” dedim, önce itiraz etti sonra razı oldu. Ertesi gün ele avuca sığmaz asi bir genç bekliyorum, merakla. Yirmi yaşında uzun boylu bir genç geldi. Elini uzattı, el sıkıştık. Çalışacağı yere götürdüm, ofis arkadaşlarıyla tanıştı. Hiç anlatılan gibi çıkmadı, kısa bir süre çalıştık, boş zamanlarımda konuştuk, derinliği olan bu genç insanı unutmadım. Türkiye’ye dönünce daha önce yazdığım gibi bir resim gördüm, Bodrum’a yerleştim. Küçük bir yer çalıştırıyorum, Dükkanın önünden geçerken Orhan beyi ve eşini gördüm, hemen geldiler. İlk konuşmalardan sonra oğlunu sordum. Yine şikayet edecek diye beklerken. “Biz onu hiç tanımamışız” dedi İçtenlikle. Onun içindeki müzik sevgisini bir heves sanmışız meğer” dedi. Bir başka gelişinde, bu sefer daha heyecanlıydı. “Bizi konserine götürdü” dedi, devam etti. “En önde, tüylerimiz ürperdi, o nasıl çalma nasıl bir beyin inanamazsın”.

Bu konuşmaları yaptığımızda henüz yirmilerinin başında olan bu genç Türkiye’nin efsanevi “Pentagram” Rock grurubunun üyesi Murat Net’ti.

Ailesi Moda’lıydı ve Orhan bey köklü İstanbul efendisiydi. Murat dördüncü albümünü çıkardı. son albümünün adı ‘Söğütlü Çeşme Blues’ İnternetten öğrendiğime göre Londra’da yaşıyor. Gençlere verdiği mesajı buraya almak istiyorum.

“Gitarı heves için çalacaksanız çalın, kariyer yapmayı düşünüyorsanız..unutun hele bu memlekette.”

Murat Net

M. Meran Pakel

Karşıyaka, 31.07.2019

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s