İki ‘İnsan’ ve bir ‘Semtin’ hikayesi

Yukarıya aldığım fotoğraftaki şehrin adı ‘Tanta’, Misir’ın en eski şehirlerinden birisi. Bugün yedi yüz bine yakın nüfusu ile beşinci büyük şehir. İskenderiye ile Kahire’nin tam arasında Nil Nehrinin deltasında kuruşmuş, 1800 lü yıllarda pamuk üretiminin en yoğun olduğu bu şehirde doğdu Muhammed. Soylu bir ailenin çocuğuydu ve iyi bir eğitim aldı. Şeyh olan babası onu Kahire’nn ünlü El-Azhar üniversitesine gönderdi.

Başlığımıza neden olan ikinci kişinin adı Georg. Baltık Denizinde Finlandiya’ya ait küçücük bir adada Muhammed’den bir sene sonra 1811 yılında doğdu. Onun da iyi bir eğitim almasını isteyen aile ‘Turku’ şehrine yerleşti. Ancak Georg okulda istediği daha doğrusu ‘meraklı’ olduğu konuyla ilgili hiçbir bilgi bulamadı, derslerden soğudu ve sonunda okuldan atıldı. 1827 yılında Turku büyük bir yangın felaketi yaşadı. Aile Helsinki’ye yerleşti. Georg için bu yeni bir şanstı ve o istediği konuda eğitim alabilmek için ‘dışarıdan öğrenci’ olarak Helsinki Üniversitesine başvurdu ve kabul edildi. Hem kütüphanede çalışıyor hem okuyordu. Onun istediği bir dil bilimci olmaktı. Üniversiteyi derece ile bitirdi üstelik ‘uzmanlık’ derecesi ile. Konusu ise ‘Doğu Dilleri’  branşı ise, Arapça ve Farsçaydı. Artık tek isteği bu konuda ‘yüreğinin götürdüğü yere’ gitmekti. 1839 yılında St Petersburg Üniversitesine, Doğu Dilleri Enstitüsüne eğitmen olarak kabul edildi.

Tekrar Mısır’a dönecek olursak,  Kavalalı Ali Paşa’nın en güçlü olduğu yıllardır o yıllar, Rus Çarı I. Nikola’nın oğlu, daha sonra Çar olacak olan II. Aleksandr onu ziyarete, Kahire’ye gelir.  İstekleri arasında Müslüman ülkelerle aralarındaki lisan sorununu aşmak için ‘Arapça’ öğretecek bir eğitimci de vardır. Kavalalı üniversitenin en parlak eğitmenini ona göndermek üzere söz verir. Böylece Muhammed, Georg’tan bir sene sonra St. Petersburg’un yolunu tutar. Üniversitenin Enstitüsünde bir araya gelen bu iki insan çabuk kaynaşırlar, Georg ondan Arapçanın lehçelerini öğrenir. Arap yarımadasına doğru yola koyulur, adını soranlara ‘Abdülvali’ der.  Bütün Arap ülkelerini ziyaret eder, Hıristiyan olmasına karşın yasak olmasına aldırmadan Mekke’ye bile gider.

Günümüzde, Finlandiya’da Georg Orta Doğuya  giden ilk seyyah olarak   özel bir kişidir.  Yazdığı kitapları ile onların ‘Evliya Çelebisi’ olmuştur. Aşağıya aldığım yağlı boya tabloda görünen kişinin bir Kuzey Avrupalı olduğunu söylemek zor, ama o Finlandiya’nın yetiştirdiği en büyük gezgin Georg August Wallin den başkası değildir.

Georg August Wallin

Muhammed’e dönersek o, St Petersburg’dan ayrılmadı, ama görevi nedeniyle sık sık İstanbul’a geldi. Rus Çarı II. Aleksandr ile yakınlığı, Diplomatik  anlaşmalarda Osmanlıca-Rusça tercümanlığını ve yazışmalarını sağladı. Kendisinden sonra oğlu da aynı şekilde Osmanlı-Rusya Devleti anlaşmalarında diplomatik heyette yer aldı. Aya Stefanos anlaşması sonrasında Küçük Çamlıca tepesinin arkasında çok büyük bir arazi Osmanlı Padişahı II Abdülhamid tarafından ona verildi. İşte Şeyh Muhammed Ecdad-el-Tantavi’nin kısa hayat hikâyesi de bu şekilde. Biri Kuzeyden güneye, diğeri Mısır’dan Rusya ya uzanan bu iki insan yazdıkları kitaplarda yaşıyorlar. Tantavi’nin, Rusya’yı ve Kuzey Avrupa’yı o günkü objektif ölçülerde yazdığı kitapları özgün Türkçeye daha kazandırılmadı. Buna karşın bütün İstanbul onu bir semte verdiği adıyla tanıyorlar. Aşağıya fotoğrafını aldığım tünel İstanbul’un Anadolu yakasında, yolunuz düşer, geçerseniz ‘Tantavi tüneli yazılı tabelasını görürsünüz.

Peki o Küçük Çamlıca tepesinin yakınındaki araziye ne oldu derseniz orası yıllarca ‘Tantavi Çifliği’ olarak kaldı. Aşağıda resimde gördüğünüz iki kişi ( Biri dedem Mehmet Çinetçi diğeri

amcam Refik Pakel ) yaklaşan savaşın eninde sonunda ülkemize sıçrayacağını düşünerek, şehir dışındaki bu çiftliği satın aldılar. Meyve ağaçları diktiler, kendi yiyeceklerini sağlamak için ziraat yaptılar. Çocukları bu çiftlikte büyüdü, kızları bu çiftlikte evlendi. Savaş sonrasında sattılar İstanbul’a döndüler. İşte Ümraniye’deki ‘Tantavi’ semtinin adı bu çiftlikten kalmadır.

Tantavi Çiftliğinin sahipleri, Sağda Refik Pakel ve solunda Mehmet Çinetçi Çiftliğin giriş kapısının önünde 1940 yılında

Tantavi Çiftliğinde Misafirleri ile 1940 yılında

M.  Meran  Pakel

Dalyan, 05.03.2021

186  (8/21)

1 Comment

  1. Ne güzel insanlar,ne güzel zamanlarda yaşamışlar,
    Veya başka bir deyişle güzel insanlar güzel zamanları yaratmışlar.
    Ruhları şad olsun🙏

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s