Bir ‘Asansörcünün’ Hikayesi…

Fotoğrafta gördüğünüz aslen bir Yunanlı, 1916 yılında Amerika’da  göçmen Konstantin ve Eleni’nin oğlu olarak, Boston’da dünyaya geldi. Henüz yedi yaşında iken aile Atina’ya göç etti. Küçük Nicholas dah çocuk yaşlarında kendine bir uğraş edinmişti. En sevdiği oyuncağı çalışmayan radyoları sökmek ve onlarla uğraşmaktı. Ailesi teknik bir eğitim alabilmesi için, en üste fotoğrafını gördüğünüz, ‘Atina Ulusal Politeknik’ okuluna gönderdi. Elektrik ve mekanik bölümünden mezun oldu.  Bir asansör firmasında iş buldu. Hem çalışıyor hem de eline geçen bütün fizik makalelerini okuyordu. İkinci Büyük Savaş yeni bitmiş ve dünya ‘Atom Bombası’ ile sarsılmıştı. Nicholas bu arada kendi ‘Asansör Firmasını’ kurdu. Kafasında çılgın bir fikir vardı ve onu gerçekleştirmek için çalışmalarına başladı. Buluşunun patentini ellili yılların başında aldı ve fizik dünyasına kendini duyuran makalelerini yazdı. Ama beklediği gibi olmadı ve hiçbir ses getirmeden çalışması raflarda kaldı. Ancak ellili yılların sonuna doğru birden hayatını değiştiren bir olay oldu, Ruslar ‘Sputnik 1’ adını verdikleri uyduyu uzaya atmışlardı. Artık ABD tek başına bir güç olmaktan çıkıyordu. Nükleer savunmasını mutlaka kurmak zorundaydı, ‘ama nasıl?’ sorusunun cevabını ararken, birden Nicholas akıllarına geldi. Onun buluşunu fazla fizik terimleri içine girmeden basit olarak size anlatmam gerekirse, ‘Radyoaktif ışınların önlenebilirliği’ üzerineydi diyerek özetleyebilirim, yani bir çeşit ‘Koruma Kalkanı’.  Bir müddet önce Amerika’ya dönmüş olan Nicholas bir araştırma merkezinin başına getirildi ve dünya tarihine, adını Mitolojideki bir türlü yok edilemeyen bin gözlü canavardan alan ‘Argus Operasyonları’ işte böyle başladı.

Nicholas ‘Argus’ Operasyonunu izah ediyor.

Tam bir gizlilik içinde yürütülen bu operasyonda atmosferin üst katmanlarında nükleer patlamalar yapılacak ve aynı anda ölçümler alınarak değerlendirilecekti. Bu iş için üç uydu fırlatılması planlanmıştı ve hepsinin adı Explorer’dı ancak ikisi fırlatılabildi.  Yakıtları üç ay yeterliydi.

27 Ağustos 1958 gecesi saat 02 de aşağıda gördüğünüz Warrington Destroyerinden ilk nükleer başlıklı füze atıldı.  Yerden yüz yetmiş kilometre uzaklıkta patladığında yayılan ışık üç yüz kilometreden görülebiliyordu

Patlama sonrası çekilen fotoğraf

Bu patlamayı üç gün sonra 30 Ağustos günü yapılan ikinci patlama takip etti, bu sefer yeryüzünden 310 km yukarıda patlatılmıştı. Son Patlama ise 6 Eylül günü gece saat onda gerçekleşti. Bu sefer yeryüzünden yedi yüz doksan dört kilometre uzaklık seçilmişti. Bütün bu işler tam bir gizlilik içinde gerçekleşmişti. Hiçbir şeyden haberi olmayan insanlar olanları ancak dokuz ay sonra bir gazete haberinden öğreneceklerdi.

Bu deneylerin!? Sonucu hakkında hiçbir bilimsel makale yayınlanmadı.

İşte Nicholas’ın soyadını alan ‘Kristofilos Etkisi’ adıyla bilinen koruma kalkanının kısa hikâyesi burada sonlanıyor.

Sadece ABD 1994 yılına kadar yeryüzünde,  atmosferde ve sualtında olmak üzere 1000 evet binden fazla nükleer bomba patlattı ve çoğunluğu Hiroşima’ya atılan bombanın bin katı büyüklüğünde.

Bazen düşünüyorum, atmosferdeki ‘Doğal Kalkanımız’ olan ozondaki deliği gerçekten bizim evimizdeki buzdolabının gazı mı yaptı acaba?..

M.  Meran  Pakel

Dalyan 12.04.2021

194 (16/21 )

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s