Yazılmamış Hikayeler’ Sokağı…

Bir yılı geride bırakırken, son iki yazımı doğduğum kentle ilgili yazmak istedim. Fotoğrafta gördüğünüz, bir zamanların ‘Aşir Efendi Caddesi’. Eminönü’ndeki ‘Büyük Postahanenin’ tam arkasında yer alan bu cadde, 1950 li yıllarda en hareketli yerlerden birisiydi. Anadolu’dan gelen esnaf,  Haydarpaşa tren istasyonunda iner, vapurla karşıya geçer ve doğruca Cağaloğlu yokuşunun başındaki bu sokağa gelirdi. Ege yöresinden gelenler ise, Bandırma vapuru ile Galata rıhtımında inerler,  yine doğruca sokaktaki hanlara yerleşirlerdi. Yeni yeni başlayan otobüs taşımacılığı ise genelde Trakya yöresinden başlar, Sirkeci’de, Tren istasyonunun yan sokaklarındaki yazıhanelerinin önünde sonlanırdı.

1950 yıllarında Sirkeci Otobüs Yazıhaneleri

Sirkeci ilerleyen yıllarda Otobüs Firmalarının başlangıç durağı olacak, yerini Laleli’ye daha sonra Topkapı ve Harem’e bırakacaktı.

Bu caddeyi önemli kılan, Anadolu tüccarının, toptan kumaş alış yeri olmasındandı. Farklı yerlerinden gelen bu insanlar, sabah erken saatlerde dükkânların açılmasını beklerdi. Dükkanın açılması ile, sabah çayını içerken bir yandan kataloglardan kumaşlarını seçerlerdi.  Bu alış veriş aynı zamanda karşılıklı bir sohbet şeklindeydi. Geldiği yerden anlattıklarını ilgiyle dinlerdiniz, bazen tanıdıklarınızdan haber bile geldiği olurdu. Bütün bunları nereden biliyorsunuz derseniz, aşağıda gördüğünüz fotoğraftaki yer bir zamanlar, dedem ve amcama aitti.

Büyükçe yazı ile 41 numara yazan ve girişi tam ortadan olan bu dükkânın sol tarafında ‘Mehmet Çinetçi ve oğulları’, Anadolu esnafına, Basmalar, pazenler, çiçekli pamuklu dokumaların yanında, Amerikan bezi, patiska, tülbent gibi dokumaları satar, diğer yanda ise, ‘Refik Pakel ve oğlu’,  Kula’nın ağır kumaşlarının yanında, Divitinler, örtülük kumaşları ile yer alırdı.

Mallarını seçen tüccarın gözünün önünde, top top kumaşlar  istif edilir, iri kenevirden dokunmuş  çuval bezi ile dikilerek balyalanırdı. Ben gücümün yettiğince bazen çuvaldızla dikişine, bazen de balyanın düzenlenmesine yardım ederdim. O zamanlar plastik denen şey, icat olmadığı için tüm kumaş topları şeffaf jelâtin kâğıtla kaplanmış olarak gelir, içinde ayrıca fabrikanın bir etiketi olurdu.  Balyanın dikişleri bitince, üst yazıları için büyük dayım, kapının arkasına asılı olan siyah şişeyi alır, suda çıkmayan siyah-mor arası boya ile, ince fırça kullanarak yazardı.

El sıkışarak ayrılan tüccar için artık keyif zamanıydı. Malını almıştı keyfini çıkarmak için sazlı sözlü eğlence yerlerine gider gece geç vakitlerde handaki odasına dönerdi.

O günlerin ünlü hanı şimdilerde perişan. Fotoğrafını aşağıya alıyorum.

O zamanın ‘Kargo Şirketleri’ ambarlardı.  Balyaların ambara taşınması işi ise ‘Hamalların’ sorumluluğundaydı. Aşir Efendi Caddesinin bu cefakar insanları genelde Malatya yöresinden, ‘İstanbul’un taşı toprağı altın’ umuduyla gelen gençleriydi. Ben şaşkınlıkla sırtlarındaki semerin üzerine yüklenen balyaya bakar, inanamazdım bu kadar ağırlığı taşıdıklarına.

İşte o hanlarda neler yaşandı, o hamalların nelerle karşılaştığını bilen yok. Yazılmamış hikâyeler sokağıydı bizim Aşir Efendi Caddesi. 1955 yılının 6/7 Eylül gecesi yaşananlar bile bir roman olurdu yazılsaydı.

Belediye unutmamış bu sokağın cefakâr insanlarını, bir heykel dikti 2000 li yıllarda, yolunuz bu caddeye düşerse hiç değişmeyen tek şeyin halen çalışan bu insanlar olduğunu görürsünüz.

M.  Meran  Pakel

Dalyan, 30.12.2021

227 ( 49 / 21 )

2 Comments

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s