

Bugün hikayemiz yukarıda fotoğrafını gördüğünüz İtalya’nın ‘Özerk bölgelerinden’ biri olan, Sicilya adasının başkenti, Palermo’da geçiyor.
Ada geçmişte Finike yerleşimi, onlar ‘zyz’ (sis olarak okunuyor) çiçek anlamında isim takmışlar devamında başka deniz kavimleri, Grekler (Günümüzdeki Palermo adı ‘büyük liman’ olarak onlardan kalmış) Araplar ve sonrasında ‘Kuzeyin soğuk adamları’ Normanlar (Yüzyıllar sonra Dünya onlara Vikingler adını verecek) geliyor.
İki asır boyunca adayı, Norman Kralları yönetiyor başlığımıza aldığımız Roger, babası Roger’in ölümünden sonra Kral olamıyor, yaşı çok küçük, idareyi annesi yükleniyor. Sonunda ancak otuz beş yaşında, 1130 yılında tahta çıkıyor. Aşağıya aldığım mozaik panonun orijinali Palermo’da muhteşem bir kilisede, Roger’i betimleyen günümüze ulaşabilen tek eser. Kral Roger II taç giyme töreni. (Otuz sene önce gittiğim bu kilise, o günkü bilgilerimle farkını anlayamamış, ayırdına varmamıştım.)



Roger Kral olunca ne yaptı derseniz aşağıda fotoğrafını gördüğünüz sarayının bir bölümünü, ‘Bilim Akademisine’ çeviriyor. Adanın ‘farklı kültürlerin’ halklarından oluşu gelen ‘Bilgelerin’ uyumunu kolaylaştırıyor.

Saray onun devrinden kalma, günümüzde Avrupa’nın ‘en eski Sarayı’ olarak korunuyor.
Altta fotoğrafta solda gördüğünüz kilise ve içindeki mozaikler hep o yılların yapıları.


(Gezerken yetersiz bilgimle, fotoğraflarda gördüğünüz ‘sarı mozaiklerin’ yaldız boya olduğunu düşünmüştüm. Gerçek altın levhacıkların üstüne ince bir cam işçiliği ile kaplanmış olduğunu, sanatkarların İstanbul’da Bizans Sarayından geldiklerini yeni öğrendim.)
Ancak, İkinci Roger’i, zengin Sicilya Krallığı eseri binalar, sarayların görkemliliği ilgilendirmiyor, denizci genlerinde yeni yerleri tanımak, bilmek tutkusu var.
Şimdi sizlere Mağrib’li Abdullah’ın oğlu Muhammed’i tanıtmam gerekiyor.

Yukarıya aldığım fotoğrafta gördüğünüz yer İber yarımadasının tam karşısında Afrika’da Sebte’ özerk Bölgesi. Fas’ın yanında ve halen İspanya’ya bağlı, on dokuz kilometrekarelik küçük bir liman şehri. (Bugünlerde sıkça televizyonda gördüğünüz Fas’lı mültecilerin tel örgüleri aşıp girdikleri bu yer, Avrupa Birliğinin Afrika kıtasındaki tek parçası)
Araplar Afrika’nın kuzey batısına, Arapça ’da ‘Batı’ anlamına gelen ‘magrib’ adını vermişler. Mağribli Abdullah’ın oğlu Muhammed işte bu küçük yerleşim yerinde doğdu. İdris’i kabilesinin (*) ileri gelenlerinden gelen ailesinin zenginliği istediklerini yapabilmesini sağladı. Ne istiyordu derseniz, gezmek yeni yerler, insanlar kısaca bilgi ve seyahat tutkusu ile dolu genç adam Afrika’dan başladı, gezmediği yer kalmadı, Anadolu’ya bile geldi. Çoğunlukla ticaret gemilerinde geçen bu yolculuklar onu daha otuz yaşına gelmeden ‘Bilge’ sınıfına geçirdi. O, diğer gezginlerden farklı olarak hem yazıyor hem de çizebiliyordu.
1138 yılında Roger’in sarayına geldi, (kim çağırdı, nasıl oldu bilmiyoruz ancak dostu olan bazı bilginlerin ‘Roger’in akademisine’ gittikleri bilgisi var)
Sarayda on altı sene aralıksız çalışıyor ve sonunda Roger’e sunuyor eserini. İki metre çapında saf gümüş bir plaka üzerine kazınmış ‘Dünya haritası’. (O yılların bilinen bölümü ile ilk ‘Dünya haritası’ olan yüz kırk kilo ağırlığındaki plaka ne yazık ki günümüze kadar ulaşamadı, ömrü kısa oldu, daha sonra adayı işgal eden ‘son Romalılar’ gümüşü eritmek üzere parçaladılar) Ne var ki, bu gümüş plaka ile birlikte Muhammed bir de kitap sunmuştu Roger’e. Orijinal adıyla, Nüzhetü’l-müştâk fi ihtirâkı’l-âfâk adıyla bilinen bu büyük boyutlu kitabına eklediği renkli ‘haritaları’ ile ünlenen eser çoğaltılmış, başta Roger’in Donanma baş Amirali (O yıllardaki unvanı ile Amirallerin Amirali) Antakyalı George olmak üzere birçok denizciye yol göstermiş ve sonunda Kuzey Afrika’yı ele geçiren Sicilya kralı Roger II aynı zamanda Afrika Kralı olduğunu ilan etmiştir.

İçindeki çizimlerinden ötürü olsa gerek, ‘Tabula Rogeriana’ (Roger’in Tabloları) adı ile anılan bu eserin orijinal kopyalarından biri, yukarıda fotoğrafta gördüğünüz Fransa’da Paris’te Ulusal Kütüphanede korunmaktadır. Ayrıca İngiltere’de iki, Rusya St Petersburg’da bir, Mısır Kahire’de bir ve aşağıda fotoğrafta gördüğünüz Bulgaristan halk Kütüphanesinde bir orijinal kopyası bulunmaktadır.

Ülkemizde var mı derseniz, evet. Süleymaniye Kütüphanesinde ve Köprülü yazma Eserler Kütüphanesinde olmak üzere iki adet bulunuyor. (En güzel örnekler oldukları hakkında yazılar da var)

Ömrünün geri kalan kısmını Palermo’da geçiren Muhammed el-İdrisi, Strabon sonrasının ‘Büyük Coğrafyacısı’ yeterince ilgiyi gördü mü derseniz, Ülkem adına yazmam gerekirse cevabım olumsuz olacaktır. ‘Şerif el İdrisi’ adi ile yayınlanan bir tez (içinde küçücük ve siyah beyaz basılmış birkaç fotoğraf) dışında, ne yazık ki orijinal haritaları ile büyük boy bir baskısı yok henüz.
Yazımıza bu kadar anlatımdan sonra, orijinal çizimlerden bazılarını ekliyorum. İlk olarak 204. Sayfadaki çizimi olan Sicilya ve çevre adaları görüyorsunuz.

Dünyayı bölümlere ayırarak çizdiği onlarca çizimin yerine, birleştirilmiş haritasını aşapıya alıyorum.

Metre ve bilinen ölçü sistemlerinin olmadığı o yıllarda, Afrika’yı, Vasco de Gama dan üç yüz sene önce haritalamış, Afrika içlerini dolaşan Dr. Livingstone’dan yedi yüz sene önce Victoria gölü ve şelalelerini çizmiş ve üstelik şaşırtıcı bir doğrulukta olduğu görüldüğünde, Coğrafyacının büyüklüğü fark edilmiştir.
Belki bir gün yolunuz Afrika’nın kuzeybatısında yer alan Sebte (Ceuta) ya düşerse, bir meydanda onu unutmayan, halkının diktikleri aşağıda fotoğrafını gördüğünüz anıt heykeli ile karşılaşabilirsiniz.

(*) İdrisi’ler Kuzey Afrika’da neredeyse iki yüz seneye yakın ‘hanedan’ olmuşlar, Emevîler tarafından bu hanedanlığın yıkılmasına karşın kabile yok olmamış bölgede saygınlığını sürdürmüştür.
Güzel günlerde yeni hikayelerde buluşmak dileklerimle,
M. Meran Pakel
Dalyan, 30.07.2026
452 (21/26)
