Bilmiyorum ilginizi çekti mi, Dünyamızın en uzun kumsalının nerede olduğu. Atlas Okyanusuna yaslanan Brezilya’da olduğunu yazıyor kaynaklar (Praia do Cassino dile kolay yaklaşık iki yüz elli kilometre uzunluğu ile görenleri şaşırtıyor) ancak bu sadece bildiğimiz plaj anlamında geçerli. Kumlarla denizin birbirine karıştığı en uzun sahil, Namibya’da.


Bin beş yüz yetmiş beş kilometre (Neredeyse Edirne’den Şırnak’a kadar uzunluk) boyunca Atlas Okyanusu ile Namib Çölü birbiri ile kucaklaşıyor, ortaya güzel Dünyamızın hiçbir yerinde göremeyeceğimiz görüntüler çıkıyor.
Okyanus boyunca esen kuvvetli batı rüzgarını ilk ayırdına varan kâşif Kaptan Diaz, gemilerini kurtarmak için Okyanusa doğru açılıp sonrasında doğuya yönelmiş. Sahil boyunca batık gemilerden birkaçının fotoğrafını, günümüz görüntüleri ile aşağıda göreceksiniz.


Sadece batık gemiler değil, bugün yazımıza konu olan, terk edilmiş binalar, tesisler, ıssız çöl kumları arasında öylece duruyor.

Bu uzun girişten sonra önceki yazımızda bıraktığımız yerden devam edelim.
Bir satırla geçiştirdiğimiz ‘Namibya Elmasları’ zannedildiği kadar kolay bulunmadı.
İki arkadaş (August Stauch ve Sönke Nissen) arama işine başladıklarından kısa bir zaman sonra, zorluğunu anladılar, ateş gibi yanan kumlar arasında ‘elmas’ bulabilmenin. Bir ay çalışmanın sonunda ellerinde hiş elmas yoktu.

Gördüğünüz kişi Robert Scheibe, fotoğraf hikâyenin geçtiği yıllarda çekilmiş. Kıymetli taşlar üzerine Üniversitede ders veriyor. Maden Mühendisi Sönke doğrudan gider onu bulur, uzun uğraşlar sonrasında Afrika’ya gelmesi için ikna eder. Okuldan bir seneliğine izinli olarak ayrılır ve 1908 yılında çöle gelir.
(O yıllardaki bilgilere göre, elmas ancak baca şeklinde volkanik arazilerde bulunabiliyor. ‘Çöl kumları içinde’ hiç karşılaşılmamış)
Yazımızın bundan sonraki kısmını ‘Çöldeki Elmaslar’ adıyla kitaplaştıran Olga Levinson’un kitabından alıntılayalım.
‘…günlerce çöl kumlarında yetersiz su, yiyecek. Huzursuzluk gittikçe artıyordu. Prof Robert bir yarma kazısı ile eski dere yatağına ulaşmalarını önermiş ancak yarmadan da hiçbir şey çıkmamıştı. Geceler çölde gündüzden daha zor geçiyor, Okyanustan gelen yoğun sis, üşümek bir yana nefes almayı zorlaştırıyordu. Akşam olmadan biraz odun bulması için bir işçiyi gönderdiler. Yusuf adındaki işçi iki kolunun altına sıkıştırdığı ağaç parçaları ile döndüğünde, Prof. Robert bağırmağa başladı, ‘Bu çölde ağaç bulmak, elmas bulmaktan daha zor, sen nasıl bunu becerdin.?’ Almanca bağırıştan tek kelime anlamayan Yusuf iki kolunu yana açar, ağaç parçaları yere dökülürken, suçunun anlaşıldığını düşünerek iki avucunu açar. Ellerinin içinde onlarca elmas parlamaktadır…’

Eski dere yatağına yığılan elmaslarla başlar fotoğrafta gördüğünüz hayalet şehir Kolemanskop’un tanınması. Denizden pompalarla su basılır, kumların eleklerde yıkanıp elmasların ayrılması için.



Lojmanları, okulu, hastanesi ve tesisleri ile kasaba büyüklüğüne ulaşan ‘Elmas İşletmesinin’ ne yazık ki ömrü o kadar uzun olmadı. 1918 baharında (‘Kurtlar Sofrası’ adıyla daha önce sizlere aktardığım) Versay Sarayında Almanlara zorla kabul ettirilen anlaşma ile ‘Alman Sömürgeler Bakanlığı’ sona erer, bu aynı zamanda Kolemanskop’un da sonu olur.
Günümüzde Namibya tarihinin parçası olarak kabul ettiği yerleri koruma altına almıştır. Lüderitz’den bu hayalet şehre turlar düzenlenmektedir.



Fotoğrafta gördüğünüz gibi minibüslerle gelinen Kolemanskop günün belli saatlerinde ziyarete açıktır, gezi yerinden malzeme veya anı için bir şey almamak kaydıyla.
Aşağıda göreceğiniz, İşletme Müdürünün özel evinde çekilmiş, orijinal eşyaları ile güncel fotoğraflar.




Hastane binası,


Binalar Çöl fırtınalarının taşıdığı kumlarla dolu olsa da fotoğraf tutkunlarının gözde yerleri.


Şaşırtıcı gelebilir, Afrika’ya ilk Röntgen cihazı bu işletmeye 1900 lü yılların başlarında gelmiş. Zaten yarı çıplak çalışan işçilerin bulduğu elmasları yutup yutmadıklarını görüntülemek için. Her işçi zorunlu olarak, üstelik her iş sonu makineye giriyor. Yutanlara ‘castrol’ (hint yağı) içirilerek dışkısını yapıncaya kadar bekletiliyor.
Peki, bu elmas madeni bitti mi diye soracak olursanız, Namibya elmaslarının çoğunluğu kibrit çöpünün başı kadar, ancak Dünyamızın en temiz, parlak, saf elması ve Çölde bitmeden terk edildi.

Namibya çok genç bir Cumhuriyet, ancak ilk iş olarak tüm Okyanusa bakan Batı Sahilini Çöl dahil Doğal korumaya aldı, Tabiat Parkı ilan etti, buraya giriş çıkış izine bağlı. Güzel Dünyamızın Okyanusa bakan en büyük doğal Parkı olarak ününü koruyor.
Eğer olanağınız varsa vakit geçirmeden görmek gerek, bir Lider çıkıp Namibya’yı Turizm Cenneti yapacağım diyerek sahili yüksek otellerle doldurmadan önce.
Sağlıkla ve güzelliklerle kalmanız dileklerimle,
M. Meran Pakel
Dalyan, 15.09.2026
457 (26/26)
