Ay Işığında Parlayan Çöl Kumları

Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Heinrich Vogelsang, Almanya’nın Bremen Şehrinde varlıklı bir ailenin oğlu. Çalışmak için, girdiği Bremenli Luderitz‘in Tütün Şirketi onu Batı Afrika’ya gönderdiğinde sadece yirmi iki yaşındaydı.

Fotoğrafta gördüğünüz Afrika’nın güney batısındaki yere 1400 lü yılların sonlarında ilk gelen Portekizli kaptan Diaz, küçük Liman anlamına gelen ‘Angra Pequena’ adını vermişti. Kaptan Diaz’dan neredeyse dört yüz sene sonra, limana 9 Nisan 1883 de ayak basan Heinrich Vogelsang, yörenin kaderini değiştireceğinden habersiz, Şirketin isteği üzerine tütün almak üzere işe koyuldu.

O yıllarda Afrika’nın sınırlı verimli topraklarında‚ tütün üretimi yapılıyordu. (Tütün Afrika’nın yerel bitkisi değil, Kolomb’dan sonra Afrika’ya getirilip, üretime başlanmış. Hikayemizin geçtiği Namibya’da halen büyük ölçekte olmasa da tütün üretimi var, geçtiğimiz 2019 yılında Çinliler büyük bir yatırım yaptılar tütün için. Aşağıda gördüğünüz fotoğraf güncel, tütün toplayıcıları)

Namibya adında bir Ülke de yok, sadece kabileler var o yıllarda.  Kabile reislerine Kapitan adını vermişler. (Belki de Portekizlerden alıntı) Liman ve yöre Nama kabilesine ait. Heinrich yirmi gün gibi kısa zaman içinde kabile reisi ile dostluk kurar ve bir inanılmazı başarır. Nama’ların Kapitanından Liman ve çevresini satın almak üzere sözleşme imzalar, bununla da kalmaz  Portakal Nehrine kadar Namid Çölünün büyük bir bölümünü para ve silah karşılığı satın almak üzere ikinci sözleşmeyi imzalar.

Yukarıda gördüğünüz bu sözleşmenin günümüze kadar ulaşan belgesi. Silahın topraktan daha değerli olduğu yıllarda Almanya, Güney Batı Afrika’ya Adolf Lüderitz Tütün Şirketi ile yerleşti. Liman ve çevresi yeniden yapılan binalarla görünümü değişti. Alta aldığım fotoğraf günümüz görüntüsü.

Limana Alman Bayrağı çekildi ve gelen gemilerin bordolarında Alman bayrağı çekmeleri şart koşuldu, Limanın adı değişti Lüderitz Limanı oldu. (O günden bu yana adı değişmedi, Lüderitz Namibya’nın iki Limanından biri olarak işlevini sürdürüyor)

Çok değil on beş sene sonra yerli halk neler kaybettiğini anladı. Alman Sömürge Bakanlığı silahlı askerlerini getirmiş, atlı askerlerin yanında deve birliğini de kurmuş, isyan edenlere göz açtırmıyordu. Lüderitz Limanının solunda yer alan ‘Köpekbalığı adası’ esir kampına dönüşmüştü.

Lüderitz’den Doğuya uzanan bir demiryolu yapımına 1900 lü yıllarda başlandı. Yolu Sömürgeler Bakanlığı yaptırıyordu, ticari veya yolcu taşımak için değil doğrudan askeri birliklere malzeme sağlamak içindi.

Fotoğrafta gördüğünüz August Stauch Demiryolcu, Lüderitz’e zorunlu olarak geliyor, sağlık nedeniyle. Astım hastası, çalıştığı Demiryolu Şirketi ona daha kuru iklime gitmesini öneriyor, yapılmakta olan Demiryolu hattına. Lüderitz’den yirmi kilometre uzaklıkta, Grasplatz istasyonu ve yolun bakımından sorumlu olarak, aşağıda fotoğrafta gördüğünüz, İstasyon Binasında işe başlıyor.

Çölde istasyon binasında tek başına nasıl zaman geçer, neyse ki August’un bir merakı var, ‘Taş toplamak’ . Uzun yürüyüşlerle çevreden değişik taşları topluyor.

Demiryolu sık sık çöl fırtınaları nedeniyle kumlarla kapanıyor, güncel örneği aşağıda aynı istasyonda çekilen fotoğrafta görüyorsunuz.

August ve adamlarının görevi küreklerle kumları temizlemek ve yolu açık tutmak.

İşçilerin başında yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Zacharias (Zekeriya) Lewala 10 Nisan 1908 günü yine böyle bir temizleme işinde bulduğu taşı, Şefi August’un taşlara özel merakı olduğunu bildiği için, ona götürür. (Zamanın ve detayların belgeleri, Güney Afrika Cumhuriyetindeki Müzede hatta Zekeriya’nın ‘Şef güzel taş’ dediği eklenmiş)

August ‘elmas’ olmasından şüphelendiği taşı saatinin camına sürter (Bildiğiniz gibi en sert malzeme olan elmas cam dahil tüm metalleri çizer) ertesi günler sistematik bir şekilde yaptığı aramalarda başka elmasları bulur. Lüderitz’de Demirtolu Şirketinde maden Mühendisi olarak çalışan arkadaşı Sönke Nissen’e götürür. İki arkadaş birlikte istifa eder ve yetmiş beş kilometrekare alanın ruhsatını alırlar. Sonrasında ne oldu derseniz, tam bir ‘Elmasa Hücüm’ başlar.  Adı duyulmayan Lüderitz Limanına her gün gemiler dolusu insan gelir.

Neden sonra Alman Sömürgeler Bakanlığı olayın önemini anlar ve aşağıya aldığım fotoğrafta gördüğünüz tabelaları yerleştirir, artık tüm bölge ‘Girilmesi Yasak Bölge’ olarak ilan edilmiştir.

Bu karar açıklanana kadar zaten August ve Sönke çoktan zengin olmuşlardı. Yalnız onlar mı, kayıtlar o yıllar da Lüderitz’in gelir düzeyinin Afrika’nın çok üstünde olduğunu gösteriyor.

Namibya’nın çöl kumlarında, ayın parlak olduğu geceler, parlayan taşlarının hikayesi böyle.

August’a ne oldu derseniz, kazandığı paraları başka işlere yatırdı, 1929 büyük ekonomik krizinde her şeyini kaybetti. Yazar Olga Levinson ‘Diamonds in the Desert’ kitabını onun için yayınladı.

Yazımızın başında tanıttığımız Heinrich, kısa bir dönem konsolosluk yaptı sonrasında tekrar mesleğine tütün tüccarlığına döndü, hayatının sonuna kadar doğduğu şehirde yaşadı. Sömürge taraftarı Devlet kurumlarının ve derneklerin verdiği ödülleri reddetti, hiçbirini almadı kim bilir belki de bir Ülkenin Sömürgeleştirilmesinde yaptığı yanlışın ayırdına vardı.

Ülkelerini satan Nama’lar ne oldu derseniz, ancak 1996 yılında kendi Cumhuriyetlerini kurabildiler.

 İlk Resmi işleri Alman Hükümetini dava etmek oldu. Nazilerden yıllar önce kendilerine yapılan ‘Soy kırımın’ manevi olarak tazmin edilmesini istediler. (Bu dava günümüzde devam ediyor, Alman Hükümeti ödemeyi kabul etti ancak rakamlar da anlaşamadılar.)

Elmaslı çöl kumlarına gelince günümüzde ‘Doğal Tabiat Varlığı’ olarak korunuyor. Aşağıya aldığım harita da gördüğünüz bütün sahil boyunca uzanan alana giriş izine bağlı.

Peki ‘Hiç kum çalındı mı’ dite sorarsanız, Elbette çalındı, üstelik bir gemi dolusu ‘Elmaslı Çöl Kumu’. Yönetmen Stanley Kubrick isteği üzerine 1960 li yıllarda NASA tarafından ayarlanarak İngiltere’de özel olarak ‘Ay Mizanseni’ için götürüldü  (Bu olayı çok önce yazdığım için geçiyorum) Kubrick içinde elmas olduğunu biliyor muydu derseniz sanmıyorum, sadece ışıltıları  ile Dünyamızdan farklı bir kayıt yapabilmek içindi.

Hikayemiz burada bitmiyor bir sonraki yazımızda buluşmak umuduyla, sağlıkla ve sevgi ile kalmanız dileklerimle.

M.  Meran  Pakel

Dalyan, 5.09.2026

456  (25/26)   

Leave a comment