Lusus’un Çocukları..

Benim İlkokulum Ankara Bahçelievler’de, Ulubatlı Hasan İlkokulu.  İstanbul’un Osmanlı’ya geçişinin beş yüzüncü senesi nedeniyle tüm Ülkemizde o yıl açılan okullara bu ‘Fetih’ ile ilgili isimler verilmiş, bize de Ulubatlı Hasan düşmüştü.

Yağlı boya kokularının tüm binayı sardığı ilk günlerde, sınıfımızın duvarını boydan boya kaplayan bir yazı asılıydı, üzerinde tarihler ve yazılar vardı. Neler yazıldığını bir ay sonra okumayı öğrendiğimizde anlamaya başladık, ‘İnsanlık Tarihi’nin dönüm noktaları olan ‘Çağlar’ı gösterdiğini. Bir sonraki sene artık öğrendiklerimizin sorgulanması başlamıştı.

‘- Söyle bakayım evladım, 1453 de ne oldu?’

‘- Fatih İstanbul’u aldı, Ortaçağ bitti, Yeni Çağ başladı.’

‘- Aferin, otur beş.’

En iyi ezberleyen en yüksek notu alıyordu, bilgiyi sorgulaması gereken o genç beyinler tıka basa dolduruluyordu.

Ben, Sultan II. Mehmed’in, çağı sonlandıran nedenini, yıllar sonra Jack London’dan öğrendim. Doğru dürüst bir eğitim almamasına karşın kendini eğitmiş Usta yazar, neredeyse kendi biyografisi olan ‘Martin Eden’ romanında Martin’e söyletiyordu. Fabrikatörler, kapital sahiplerine karşı yaptığı konuşmada. ‘…sizlerin hammadde yollarınızı Osmanlı kestiği zaman..’ o anda kafamda her şey açıklandı. II. Mehmed Batının Doğuyla olan ‘kervan yollarını’ kesmiş, yıllardır süre gelen ticarete çomak sokmuştu. Yirmi bir yaşındaki çocuk.

Tüccarlar için bir şey değişmemiş yeni kervan yollarını Anadolu Beylikleri üzerinden bu sefer Ege denizi ve Yunanistan yoluna çevirdiler ta ki yirmi bir yaşındaki çocuk, yirmi sekiz yaşında Yunanistan’ı alıp bu yolu da kesinceye kadar.

Ancak Batı Dünyası bize okutulduğu gibi hemen pes etmedi, kervan yolları bu sefer zorlu Kuzey’e kaydı. Artık, tüccarlar Kafkas eteklerinden geliyor, yol boyunca Gürcüler, Tatarlar, Kazaklara ‘haraç’ ödüyorlardı. Bu yolu tam yirmi iki sene kullandılar ta ki yirmi bir yaşındaki çocuk kırk üç yaşına gelip Kırım’ı alıncaya kadar.

Yollar kesilmişti, bir şeylerin yapılması gerekiyordu, geriye kalan tek çözüm, denizdi.

Sizleri o günlere götürmek için uzun uzadıya üç kuruşluk bilgimizle anlattığım yıllarda, belki ilgilenmişseniz ünlü denizciler hemen hemen aynı yıllarda doğmuşlar. Örneğin Gelibolu’lu Pri Reis

(Tam bilinmese de 1465 ile 70 arası), Vasco de Gama (1460), Kolomb (1451) bunlar rastlantı değil, Finikelilerden sonra yeniden önem kazanan ‘Deniz yollarının’ yüzlerce denizcilerinden birkaçı.

Bugünkü hikayemiz yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Portekiz’in başkenti Lizbon’da başlıyor. Bir çağı bitiren II. Mehmed’in Dünyamızdan ayrıldığı yıl, bir başka çağı başlatacak olan Kral II. John (Portekizce Joa(ny)o ) Portekiz Kralı olarak tahta çıktığında, ‘Fatih’ gibi yirmi altı yaşındaydı.

Büyük amcası ‘Denizci Henry’ gibi denizciliğe sevdalı olan genç Kral, Tigus Nehrinden Okyanusa açılacak olan üç tekneyi uğurlarken Dünyamız ‘Keşifler Çağı’ ile tanışacaktı.

O günlerdeki denizciliği daha yakın tanıyabilmemiz için, size tekneleri tanımlamam gerekiyor. ‘Karavela’ adı verilen tekneler hafif iki veya üç direkli en fazla otuz gemici alabilen yelkenli, süratli ahşap gemiler. Boyları yirmi metreye yakın. (Neredeyse, günümüz Bodrum gezi tekneleri boyutunda) Daha ‘Kalyon’ denize inmemiş.

Gezginlerin koruyucusu kabul edilen Aziz Kristofer’in adı verilmişti araştırma filosunun lider gemisine, Kaptanı Diaz’ın resmini aşağıda görüyorsunuz.

İkinci Karavela’ya bir başka Aziz’in ismi verilmişti, (Saint Pantaleon) geminin kaptanı Joao İnfante’yi ve adamlarını her türlü hastalıklardan koruyacaktı hekim olan Aziz. Üçüncü gemiyi Diaz’ın kardeşi Diego komuta ediyordu, uzun yolculuk için gerekli erzak ve malzemenin yanında kireçtaşından yapılmış üstünde Portekiz arması bulunan haç şeklinde işaret taşları(*) yüklenmişti. (Bunlar yeni keşfedilecek yerlere denizciler için işaret noktaları olarak dikilecekti, aşağıya aldığım fotoğrafta bir örneğini görüyorsunuz. Aradan altı yüz sene geçmesine karşın bunların çoğunun korunmuş olması dikkat çekici)

Portekizler, denizci bir millet, köklerinin Lusus’lardan geldiklerine inanıyorlar. Bu hikâyenin yaşandığı yıllarda Dünyanın yuvarlak olduğu biliniyor ama ne kadar büyük o bir soru.  Lusun çocukları Afrika kıtasının Batı kıyılarının yarısını daha önceden haritalamışlar ama bu kara parçası nereye kadar uzanıyor belki de gitmek istedikleri Hint denizi kapalı bir deniz . Sorular sorular, bilinmezler. Diaz, araştırmak için yola çıktığında 1487 senesinin Ağustos ayıydı. Colombo adında bir Cenevizli Hindistan’a girmek hayallerini kurarken.

Kral II. João her gemiye daha önce Afrika kıyılarını tanıyan birer ‘Kılavuz Kaptan’ koymuştu. Diaz’ın gemisinde Pero de Alenquer, João İnfante’nin,  Alvaro Martins ve Diego’nun kılavuzu João de Santiago’ydu. Yanlarında ayrıca altı Afrikalı vardı, bunlar çeşitli yerlerde indirilecek, Portekiz Kralının iyi dileklerini halka anlatacaklardı.

Yolculuklarının neredeyse yüzüncü gününde aşağıda fotoğraflarını gördüğünüz ‘Elmina Kalesine’ geldiler. (Elmina kalesi günümüz Gana’sın da bütün ihtişamı ile duruyor, iki bin li yıllarda yeniden restore edilerek ziyaretçilere açıldı. Kale Avrupalıların Sahra’nın güneyinde, ilk yapısı, ilk ticaret merkezi.)

O güne kadar Portekizli denizcilerin ulaşabildiği son noktaydı, yolculuk şimdi başlıyordu.

Aralık ayı başında, günümüz Namibya sahillerine sonrasında Angola kıyılarına ulaştılar.

Kaptan Diaz, Karavela’lar kadar hız yapamayan ikmal gemisini bir koyda bırakmağa karar verdi, tüm malzeme iki gemiye taşındı, dokuz denizciyi gemiyle birlikte yeterli yiyecekle koyda demirli bıraktılar.

Sahili takip ederek  güneye yöneldiler, koylara yeni adlar vererek, nehir ağızlarını haritasına işleyerek.

Sonrasını Diaz’ın seyir defterinden öğreniyoruz.

‘6 Ocak; Solumuzda yüksek dağlar belirdi, onlara ‘Serra dos Reis’ adını verdim.’

(Portekizce Reis, bizim dilimize aynen gelmiş, ‘Kral-lider anlamını taşıyor. Kral dağları Afrika’nın güneybatısında Okyanus boyunca boydan boya uzanıyor.)

Ocak ayı boyunca seyir defterine, havanın sertleştiğini kendilerini kayalıklara çarpmamak için açıktan gitmek zorunda kaldıklarını ve kuvvetli rüzgâr ve fırtınalara teknelerin zor dayandığını, ümitsizce yazmış notlarında sahili göremedikleri bilgileri ekli.

Yukarıdaki fotoğraf Afrika’nın en güney ucu olarak günümüzde kabul edilen ‘Ümit Burnu’ Ocak ayının sonunda Diaz yazıyor.

‘Fırtınalarla geçen günlerin sonunda kayalıklarla kaplı sahilin açığından doğuya doğru devam ediyorum. Bu buruna ‘Fırtınalar burnu’ Cabo das Tormentas adını verdim.’ (*)

( Kaptan Diaz Doğuya doğru ilerlerken bunun  ‘Gine Körfezi gibi, kıtanın güneye doğru döneceğini düşünüyordu ancak günümüz Somali’si yönünde doğuya yaklaşıp, kuzeye yönlendiklerinde ‘Kıtanın güneyinin sonlandığını anladı. Yazıyı kısa kesmek için arada yaşadıklarını, gemiye yapılan saldırı vb atlıyorum)

Afrika’nın güneydoğusunda yer alan nehirin denizle birleştiği yere geldiklerinde Diaz ikinci geminin kaptanı João İnfante’yi onurlandırmak için, ‘İnfante Nehri’ adını verdi.  ( Günümüzde büyük balık nehri olarak adlandırıyor.)

(Diaz gerçekten kaptanı onurlandırmak için mi, yoksa giderek huysuzlaşan denizciler için mi yaptı bilmiyoruz. İşaret haçı günümüzde denizcilerden çok ziyaretçilerin ilgisini çekiyor, aşağıda fotoğrafta tepenin üstünde görüyorsunuz)

Deniz suları ısınmağa başlamıştı, Diaz bunun Hint Denizine yaklaştıklarının habercisi olarak kabul ediyordu ancak denizcileri ‘yola devam etmek’ için isteksizdi, her an isyan çıkabilirdi, kaptan olarak en zor kararı verecekti.

‘Denizcileri topladım, aralarında bir komisyon kurmalarını ve tartışmalarını istedim. Neye karar verirlerse uyacağımı onlara bildirdim.’

Karar açıklandı, ‘daha ileriye gitmek istemiyorlardı’, gemideki son işaret hacını aşağıda fotoğrafta gördüğünüz buruna diktiler. (12 Mart 1488 yılında dikilen işaret hacını, 1900 lü yıllarda yıkık halde buldular fotoğraf günümüz restore edilmiş halini gösteriyor )

Dönüşte bıraktıkları ikmal gemisine geldiklerinde altı denizci yerlilerin saldırısında hayatlarını kaybetmiş, geride sadece üç kişi kalmışlardı, o kadar zayıftılar ki dönüş yolculuğu dayanamadı yolda hayatlarını kaybettiler.

Dokuz ay sonra Lizbon’a geldiklerinde ‘onurlandırıldılar’ diye düşünüyorsanız, hayır tam tersine Diaz görevini yerine getiremediği söylenerek kaptanlığı sonlandırıldı. Bu cezalandırma on iki sene sürdü, sonunda Güney Amerika keşif gemilerinden birine sıradan bir kaptan olarak verildi. Doğunun yolunu açan Diaz’ın mezarı yoktur, son seferinde 1500 yılında denizde hayatını kaybetmiştir.

Diaz’ın haritaları ile yola çıkan, yine bir Portekizli denizci Vasco, Diaz’dan on sene sonra gerçek Hindistan’a ulaşacaktır.

Mayıs ayında Fatih’in İstanbul’u alıp kestiği ticaret yolunun, Gama’nın Hindistan’a yine Mayıs ayında yeni ticaret yolunu açması tam bir rastlantı.

(*) Portekizliler bu işaret haçlarına, padrão adını veriyorlar.

(**) Diaz’ın verdiği adı, Kral II. João, denizcilerin korkmaması ve Hindistan yolu için ‘Cabo da Boa Esperança’ Ümit burnu olarak değiştirdi.

Güzel günlerde yeni hikayelerde buluşmak umuduyla,

M.  Meran  Pakel

Dalyan, 29 Mayıs 2026

448 (17/26)

…..

Leave a comment